9/11/2009

ABD POLİTİKALARINI BELİRLEYEN ÖRGÜTLER

 

ABD POLİTİKALARINI BELİRLEYEN ÖRGÜTLER :

Üstünlük ve hükmetme, güç ve paylaşım mücadelesi içerisinde; ülkeler arasındaki ilişkilerde ‘'Ticaret, Diplomasi ve Savaş'' esas unsurdur. ‘'Uluslararası ilişkilerde ebedi dostluklar yoktur, ebedi çıkarlar vardır'' ilkesi ise uluslararası ilişkilerin değişmeyen kuralı olarak kabul edilir. Bugün devletler; uluslararası ilişkilere dayalı milli politikalarını; dünyanın tek süper gücü olan ABD politikalarına göre belirlemektedir. ABD politikaları ise ‘'Uluslararası Dış ilişkiler Komisyonu (CFR), Bildirberg ve Triteryal Komisyon'' adlı kuruluşlar belirlemektedir. ABD ile Dünya genelinde uygulanacak politikaları CFR; Avrupa'da uygulanacak politikaları Bildirberg; Asya'da uygulanacak politikaları Triteryal Komisyon tespit etmektedir.

CFR, Bilderberg ve Triteryal Komisyon adlı örgütlerin hazırladığı raporlar doğrultusunda belirlene politikaların uygulama şekline ve zamanına ise ‘'Raund Table'' adlı örgüt karar vermektedir. Bu örgütte ise yaklaşık on kişi bulunmaktadır. Raund Table'in Başkanlığını ise Rockefeller Ailesinden David Rockefeller yapmaktadır. Çok ilginç olanı ise, Raund Table'da görev yapanların hepsinin Yahudi ve Çok Uluslu Şirketler (ÇUŞ)'in sahibi olmasıdır. Uluslararası tüm ticaret (bankalar, petrol, silah, değerli maden, yiyecek, içecek, giyim gibi), bu zengin Yahudi işadamlarının ya elinde yada kontrolü altındadır. ABD'li bilim adamı Texe Marrs ise yazmış olduğu İllüminati adlı kitapta bu kişileri: ‘'...Söz konusu komployu yürüten elit tabakanın nihai hedefi, başkenti Kudüs olacak bir dünya hakimiyeti kurmaktır. ...Söz konusu elit, gizli gündemlere sahip on acımasız adamdan oluşuyor. Kendilerinin yarı tanrı statüsünde olduklarına inanan bu karanlık niyetli tipler ‘Şeytani Güçler Tanrısı'ndan başka hiçbir şeye inanmıyorlar. Bunlar on yıllardır tüm özgürlüklerin yeryüzünden silineceği o güne hazırlanmak için ellerindeki tüm mali ve politik gücü seferber etmiş durumdadır.'' şeklinde tanımlamaktadır.

Raund Table tarafından belirlenen politikaların en büyük özelliği de; kim iktidara gelirse gelsin -ki bunlar Demokratlar ve Cumhuriyetçilerdir- değiştirilmemesi, aksine tespit edilen politikaların taviz verilmeden uygulanmasıdır. Bu kuruluşların üçüne birden üye olmayan politikacı veya devlet adamı ABD yönetimine giremediği gibi, kimin ABD Başkanlığına getirileceğini CFR belirlemektedir. Dahası, bu örgütler ile dolaylı veya dolaysız ilişkisi olmayan hiçbir ülkenin politikacısı da iktidara getirilmemektedir. Bu örgütler ile kuruluşların karar mekanizmasında görev alan kişilerin tespit ettiği politikalar; yine kendi seçtirdikleri politikacılar tarafından uygulanmaktadır. Bu politikacılar Neo-Liberaller olarak adlandırılmaktadır. ABD Başkanları, bu örgütlerin daimi üyeleridir. Başkanlar ile birlikte önemli devlet adamları ve akademisyenler de bu örgüt içinde yer almaktadır. Dick Cheney, Paul Wolfowitz, Mark Grosmann, Richard Perle, Condalise Rice, Paul Wolfowitz, Henry Kissinger, Zbigniew Brzezinski, Samuel Huntigton, Francis Fukuyama, Graham Fuller ve Bernard Levis bu kuruluşların karar organlarındaki en etkin isimleridir.

ABD ve dünya politikalarını yönlendirenlerin Yahudi Kökenli işadamları olması; gizli bir teolojik hedefin olduğu ile ilgili çağrışım doğurmaktadır -ki doğrudur- bu gizlenen teolojik hedefler bugün açığa çıkmış durumdadır. Düne kadar gizli tutulan, ancak bugün açığa çıkmış olan bu hedefin amacı Küresel Kraliyetin kurulmasıdır ki Tek Dünyacılık olarak tanımlanmaktadır. Bu hedeflerine; ABD, İngiltere ve İsrail ile ulaşmaya çalışmaktadırlar. Derin Dünya Devleti, Gizli Doktrinin Küresel Efendileri adlı kitabın yazarı Atilla Akar Raund Table'ın hedeflerini: ''‘ ...Küresel Olimpos'un tanrılar meclisinde kimlerin oturduğu, çok sözü edilen Yeni Dünya Düzeni'nin kimlerin ürünü olduğu, küreselleşmenin arkasındaki güç odakları, Amerikan 1 $'nın üzerinde simgelenen piramit ve gözün gerçekte ne anlama geldiği daha net ortaya çıkaracaktır. Bütün bu yapıları yerli yerine oturtmadan bugün dünyayı kimlerin nerelere sürüklemek istediği anlaşılamaz. ...Ortada Para Tanrı'sına tapan güç oyuncusunun Sezarları var. Stratejileri ise kaostan düzen yaratmaktır. Bunlar Yeni Dünya Düzeni hedefi adı altında cağların küresel Führer'ini yaratmak için harekete geçmişlerdir. Nihai hedefleri arasında demokrasinin -ki onu da kendileri yaratmıştı.- sonu var. Süreç, tüm halkların, konsantre seçkinler oligarşisine tabi olduğu, bir tür Küresel Tiranlık yada küresel post modern faşizm tanımlayabileceğimiz bir yapıya doğru çevrilmektedir. Global kuşatma tehdidinin asıl ekseni budur. ...Kendilerini dünyaya çeki düzen verecek ve bir tür yeni cağı yaratacak misyonerler görüyorlar. Bu yüzden bütün varlıklarını bu ideale adamış ve bu uğurda her şeyi yapmaya hazır görüyorlar. Aynı nedenle sadece ekonomik, yada siyasi güce susamış bir avuç dev kapitalist olarak bakılamaz.'' şeklinde açıklamaktadır.

Bu kuruluşların altında ise; Think-Tank (Düşünce Üretim Merkezleri, DÜM) veya Stratejik Araştırma Merkezleri (SAM) olarak adlandırılan Sivil Toplum Örgütleri (STÖ) ve Sivil Toplu Kuruluşları (STK) çalışmaktadır. Bu kuruluşlar; uluslararası çapta örgütlenmişlerdir ve dünyanın her ülkesi ile irtibatları vardır. Bu kuruluşların en büyük özelliği; uluslararası olması ve amaçları doğrultusunda ulusal kuruluşlar ve örgütler ile işbiriliği içerisinde çalışmasıdır. Bu kuruluşların asıl görevi hedef ülke ve toplumları askeri, siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel açıdan yönlendirmektir. Diğer görevleri arasında, etki değerlendirmesini yapmak, raporlar hazırlamak, gelişen durumlara göre çözümler ve politikalar üretmektir. Bugünkü ABD politikalarının başarısının arkasında, bu kuruluşların hazırladığı raporlar yatmaktadır.

Sonuç olarak; 20 nci yüzyılın etkin kurumu olan ulus devlet organları saf dışı edilmiş; yerini, Çok Uluslu Şirketlerin parasal destek sağladığı STÖ ve STK'lar almıştır.

BU ÖRGÜT VE KURULUŞLARIN İDEOLOGLARI KİMLERDİR?

Bu gün oynanan senaryoların daha iyi anlaşılması için, bu oyunu sahneye koyan Yeni Dünya Düzeni'nin mimarlarının incelenmesi gerekmektedir. ABD'yi dolayısı ile dünyayı yöneten kadrolar; bir ideal peşinde koşmaktadır. Bu kadroları yönlendirenler (ideologlar) araştırıldığında, bunların ya Musevi ya da Musevi kökenli örgütlere üye olduğu tespit edilecektir. Tarihsel süreç içinde yaşanan askeri, siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik büyük olaylar ve bu büyük değişimlerin Musevi kökenli olması bir tesadüf değil, planlı bir amaç ve hedefin ürünüdür. Fransız Devrimi, Rus Devrimi, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılması, 1 ve 2 nci Dünya Savaşı, Soğuk Savaş dönemindeki ideolojiler Savaşı, S.S.C.B.nin yıkılması, 1 ve 2 nci Körfez Savaşı ile Düşük Yoğunluklu Çatışma olarak adlandırılan Terör ve Karşı Terör savaşlarının arkasındaki nedenler araştırıldığında, bugün yaşanan kaos ortamının nedenleri daha kolay anlaşılacaktır.

Dün; bu projelerde Disraelli, Hitler, Lenin, Stalin, Gorbaçov, Yeltsin vb. kullanıldı. Bugün, George W. Bush, Tony Blair ve Ariel Şaron kullanılmaya çalışılıyor. Dün fikirleri ile değişime ve kaosa sürükleyen fikir adamları Adam Smith, Karl Marks ve Lenin'dir. Bugün değişime neden olanlar Henry Kissenger, John Naisbitt, Samuel Huntington, Françis Fukuyama, Zbigniew Brezinski, Bernard Lewis, Alvin ve Heidi Toffler, Graham Fuller'dir ve çok ilginçtir hepsi de ya Yahudi yada Yahudi kökenlidir.

Sonuç olarak; Yeni Dünya Düzeni mimarlarının hedefi ‘'‘Vaat Edilmiş Topraklar'' (Arz-ı Mevüd, Nil Irmağı ile Fırat Nehri arasında olan bölge)'ın ele geçirilmesi ve Küresel Krallığın kurulmasıdır. Bizlere göre yeni, kendilerine göre çok eskiye (milattan önceye) dayanan; Dünya Hakimiyeti'ni ele geçirme senaryoları bugün başka bir adla sahneye konmuştur. Bugünün ideologlarının ileri sürdüğü fikirler; tarihte yaşanan büyük olaylar ile beraber değerlendirildiğinde, dünya büyük bir değişime doğru sürüklenmektedir. Bu değişim Kaos ve Kıyamet olarak adlandırılmaktadır. Kendi ifadeleri ile önce düzensiz dünya kurulacak sonra, düzenli dünyaya geçiş yapılacaktır. Bugün, bu amaçlarını gerçekleştirmek için Yeni Dünya Düzeni, Küreselleşme ve Büyük Ortadoğu Projesi''ni devreye sokmuşlardır.

YENİ DÜNYA DÜZENİ :

1945 ile 1990 yılları arasındaki dönem; kimilerine göre Soğuk Savaş Dönemi kimilerine göre ise İdeolojiler Savaş Dönemi olarak adlandırılmış ve dünya Batı ve Doğu olarak ikiye ayrılmıştır. Batı'yı ABD; Doğu'yu S.S.C.B temsil etmiştir. Bu nedenle; bu dönem İki Kutuplu Dünya Düzeni olarak tanımlanmış ve iki kutubun lider devletleri tarafından dünya politikaları belirlenmiştir. Doğu Bloğu'nun çökmesinden sonra; ABD, dünyayı tek kutuplu olarak idare etmeye başlamış ve devletler arasındaki siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel ve askeri ilişkiler yeniden düzenlenmeye başlamıştır. Dahası, dünya haritasını yeniden şekillendirmeye ve ulusların kaderini yeniden belirlenmeye başlamıştır. ABD'nin; kendi değerler sistemine göre, uluslararası ilişkileri düzenlemesi Yeni Dünya Düzeni olarak adlandırılmaktadır. Ancak, bizlere göre yeni, kendilerine göre çok eskiye dayanan Yeni Dünya Düzeni senaryolarının hedefi Tek Dünya Devleti'nin kurulması ve ‘'Dünya Hakimiyetinin'' ele geçirilmesidir.

Yeni Dünya Düzeni senaryolarının; birinci uygulaması ABD Eski Devlet Başkanlarından Woodrov Wilson döneminde, ikinci uygulaması ise ABD Eski Devlet Başkanlarından Truman ve Marshall döneminde başlatılmış ve her iki uygulama sonunda dünya haritası değişmiştir. Üçüncü uygulaması ise ABD Eski Devlet Başkanlarından Reagan döneminde başlatılmış ve halen uygulaması devam etmektedir. Batı ve Doğu Almanya'nın birleşmesi, S.S.C.B.nin yıkılması, Yugoslavya'nın parçalanması, gittikçe artan terör ve kaos ortamı, I ve II nci Körfez Harekatı, Afganistan, Irak'ın işgali ve yeni açıklanan Büyük Ortadoğu Projesi ile beraber uygulamaya sokulacak diğer yeni projeler bu kapsamda değerlendirilmelidir.

ABD, Eski Dışişleri Bakanları'ndan Henry Kissenger; yazmış olduğu Diplomasi isimli kitapta eski dünya politikalarını : ‘'...17 nci yüzyılda Kardinal Richelieu'nun yönetimindeki Fransa uluslararası ilişkilere, ulus-devlet kavramına dayanan ve nihai amaç olarak ulusal çıkardan güç alan modern yaklaşımı geliştirmiştir. ...18 nci yüzyılda, Büyük Britanya, sonraki iki yüz yıl boyunca Avrupa diplomasisine egemen olan güç dengesi kavramını geliştirmiştir. 19 ncu yüzyılda Metternich'in Avusturyası, Avrupa Antlaşması'nı yeniden kurmuş ve Bismarc'ın Almanya'sı da Avrupa diplomasisini soğukkanlı güç politikasını oyununa döndürerek bu antlaşmayı yıkmıştır.'' şeklinde açıklamış ve uluslararası ilişkilerde güç dengesi teorisini reddetmiştir. Kurulacak olan Yeni Dünya Düzeni'ni ise: ‘' ...21 nci yüzyılın uluslararası sistemi, görünüşte bir karşıtlıklar sistemi olacaktır: Bir tarafta bölünmeler, diğer tarafta ise, giderek artan küreselleşme. Devletler arasındaki ilişkiler düzeyinde ise, yeni düzen, Soğuk Savaş'ın katı kalıplarından çok 18 ve 19 ncu yüzyıl Avrupa Devlet sistemine benzeyecektir. Yeni düzenin en az altı büyük güçten -Birleşik Devletler, Çin, Rusya ve olasılıkla Hindistan- ve küçük ve orta büyüklükteki bir çok devletten oluşacaktır. Aynı zamanda uluslar arası ilişkiler ilk kez gerçekten küreselleşmiş olmaktadır.'' şeklinde açıklamış ve Yeni Dünya Düzeni'nde altı birleşik devletlerin olacağını ifade etmiştir. Ayrıca; tüm dünyayı ABD değerler sistemini kabul etmesi için şu şekilde uyarmıştır.: ‘' ...Birleşik Devletler dünyadaki en iyi yönetim sistemine sahiptir ve insanlığın geri kalan bölümü, ancak geleneksel diplomasiyi terk edip, onun uluslararası hukuk ve demokrasiye saygısını kabul ederse barış ve refaha kavuşabilir.'' şeklinde tanımlamıştır.

Kissinger tarafından ortaya atılan bu fikir, Medeniyetler Çatışması isimli makalenin sahibi Samuel Huntington tarafından şu şekilde açıklamıştır: ‘' ...Gelecekte uygarlık kimliği artan bir öneme sahip olacaktır ve dünya belli başlı yedi ya da sekiz uygarlığın arasındaki etkileşim tarafından şekillenecektir. Bu uygarlıklara ‘'Batı, Konfiçyus, Japon, İslam, Hindu, Slav-Ortodoks, Latin Amerikan ve muhtemelen Afrika uygarlıkları'' dahil olacaktır. Geleceğin en önemli çatışmaları bu uygarlıkları birbirinden ayıran kültürel sürtüşme hatları boyunca gerçekleşecektir. ...Yeni dünyada mücadelenin esas kaynağı öncelikle ideolojik ve ekonomik olmayacaktır. Beşeriyet arasındaki büyük bölünmeler ve hakim mücadele kaynağı kültürel olacak fakat, global politikanın asıl mücadeleleri farklı medeniyetlere mensup grup ve milletler arasında meydana gelecektir. Medeniyetlerin çatışması global politikaya hakim olacak. Medeniyetler arasındaki fay hatları geleceğin muharebe hatlarını teşkil edecek. Medeniyetler arasındaki mücadele, modern dünyadaki mücadelenin evriminde nihai safha olacaktır."

21 nci yüzyılın Yeni Dünya Düzeni mimarlarından bir başka toplum bilimci Françis Fukuyama ise ‘'Tarihin Sonu ve Son İnsan'' isimli kitabında; devlet yaşamını insan yaşamı ile özdeşleştirmiştir. Fukuyama'ya göre; devletlerin de arzu, mantık ve duygusu vardır. Devletler arasındaki mücadele, lider devleti kabul edip/etmemekten kaynaklanmaktadır. Efendi-uşak kavramları içerisinde, yaşanan bu mücadelenin doğal olduğunu belirten Fukuyama; modern toplumun yok olmaması, ilkel toplumlara geri dönülmemesi için gerçeğe ve gelişmeye yönelik en iyi sistem olan Liberal Demokrasi sisteminin (ekonomiye ve çok uluslu şirketlere dayalı politik sistem) tüm devletler tarafından kabul edilmesi gerektiğini iddia etmiştir. Ayrıca, liberalizmin alternatifi olmadığını, uygar dünyanın son yönetim sistemi olacağını ve bu sistemi ABD'nin sağlayacağını ifade etmiştir. Küresel ısınma ve ekolojik dengenin bozulması gibi nedenlerle; Dünya'nın sonunun yaklaştığını ve Tarihin Sonu'nda barış ortamının sağlanabilmesi için, özgürlüğün eşitliğe, güçlünün güçsüze tercih edilmesinin zorunlu ve bunun doğa biliminin gereği olduğunu belirterek, efendi olan ABD'nin dünyayı yönetmesinin şart olduğunu ifade etmektedir. Düzenli dünyanın yaratılması için:'' ...Din ve milliyetçilik ve bir halkın gelenek ve göreneklerinin, ahlaki kurallarının örgüsü (kültür) geleneksel olarak başarılı demokratik politik kurumların ve serbest piyasa ekonomisinin oluşmasının üzerine engeller olarak'' sözlerini ifade ederek ‘'Dine ve Ulus Devlete'' dayalı devlet sistemlerinin değiştirilmesinin zorunlu olduğunu iddia etmiştir.

Yeni dünya düzeninin küreselleşme politikalarını örgütleyen ve John Nasbitt ise Yeni Dünya Düzeni'ni şu şekilde tanımlamaktadır: ‘' ...Büyük şirketlerin özerk ve küçük ünitelere bölünerek daha iyi çalışabileceklerini görüyoruz. Aynı durum ülkeler için geçerli. Eğer dünyayı tek pazarlı bir dünya haline getireceksek, parçaları küçük olmalı... Bin ülkelik bir dünya, ulus-devletlerin ötesine geçmeyi belirten bir mecaz... Evrenselleştikçe daha kabilesel davranıyoruz. Etnik köken, dil ve kültür, din ve yerel inanç giderek gelişiyor. Yeni liderler artık devletler arasında değil, bireyler ve şirketler arasındaki stratejik ittifakları kolaylaştıracaklar ya da en azından karşı çıkmayacaklardır. Bugün dünyamız tanık olduğumuz şey bir süreç, hükümetsiz bir yönetim yayılmasına doğru ilerleme sürecidir. Nasbitt'in bu teorisinin bir benzeri de: ABD'de yayımlanan New Perspectives Quartely dergisi: ‘'Bundan sonraki dünya düzeninin en önemli yapı taşları, silahlı uluslar yerine, global ölçekli şirketlere ev sahipliği yapan, teknolojik olarak gelişmiş şehir devletleri olacaktır.'' şeklinde açıklamıştır.

Yeni Dünya Düzeni'nin başka mimarlarından biri olan ünlü jeopolitikçi Zbigniew Brzezıniski, Büyük Satranç Tahtası adlı kitabında; Yeni Dünya Düzeni'ni sağlamak ve Amerikan İmparatorluğu'nun kurulması için ‘'... Amerika şimdi tek süper güçtür ve Avrasya yer kürenin merkezidir. ...Avrasya'yı kontrol eden Dünya'yı da kontrol eder'' sözlerini ifade ederek, ABD'nin Avrasya'ya yerleşmesine işaret etmiştir. ABD, bu emellerini ‘'Çevreleme Stratejisi'' gerçekleştirmiş; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Ortaasya'da ve Kafkaslar'da yeni üs bölgeleri kazanmıştır. Bu yeni dış siyaset doğrultusunda ABD, Afganistan ve Irak harekâtını icra etmiş, Doğu Avrupa, Kafkasya ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'nde askerî birlik konuşlandırma çabalarına girişmiştir. Hatta Kıbrıs için bile Kıbrıs Sorunu görüşmeleri esnasında üs konusunda girişimlerde bulunmuştur. Ayrıca, Güney Kore'deki birliklerini Vietnam veya Filipinlere kaydırmak ve Hindistan'da askerî üs tesis etmek maksadıyla da bu ülkelerle görüşmelere devam etmektedir. Ayrıca kuvvetlerini Polonya, Bulgaristan ve Romanya'da konuşlandırma ve böylece Doğu Cephe Hattı'nı oluşturma gayretlerini de sürdürmektedir. ABD'nin bu konuşlanma çalışmalarının, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti ve Avrupa Birliği'ni çevrelemeye ve ayrıca muhtemel Karadeniz üzerinden yapılacak enerji kaynaklarının naklini kontrol altına almaya yönelik olduğu değerlendirilmektedir.

ABD'li dil bilim uzmanlarından Noam Chomsky; dünya hakimiyeti için ulus devletlerin yok edilmesi gerektiğini şu sözleri ile açıklamıştır: ‘' ...Ortadoğu'daki ulusallık ve ulusal kimlik yok edilmeli, bunun içinde Ortadoğu Osmanlılaştırılmalıdır. Böylece bölgede batı çıkarlarına karşı çıkacak ulusal güç ve direnç kalmayacak, sistemlerin çarkları rahatlıkla işleyecektir. ABD için tehlikeli düşman ve tehdit, bağımsızlık tehdididir ve asla hoş görülemez.'' Almanya'nın önemli gazetelerinden Süddeutsche Zeitung'un 19 Ocak 1998 tarihli sayısında ABD politikalarını destekleyen Wolfgang Koydl'da:‘' ...On yıl içinde, Türklerin komşusu olan üç güçlü politik sistem battı ve sessiz sedasız yok oldu. Bu sistemler en az Türklerin Kemalist modelleri kadar dayanıklı inşa etmiş görünüyorlardı. İran'da Şah monarşisi, Sovyetler Birliğinde Politbüro Kominizmi ve Yugoslavya'daki federatif Balkan deneyimi. Rahatsız edici olan her üç devlette Türkiye Cumhuriyeti ile paralellikler gösteriyor. Hepsi de dinsel ve etnik çelişmeler yüzünden yıkıldılar, üstelik Türkiye'de her ikisi de var: Politik İslam ve Güneydoğu'daki Kürtlerin ayaklanması. ...Lenin'in devleti 73 yaşına basmıştı; Güney Slavlarınki 74 yaşındaydı. Atatürk Cumhuriyeti bu yıl hayli kritik 75 yaşına geldi.'' yorumu ile Türkiye'yi hedef göstermektedir.

Sonuç olarak; ABD Devlet Başkanları'nın ve Yeni Dünya Düzeni Mimarları'nın ileri sürmüş olduğu yukarıdaki görüşler bir bütün halinde incelendiğinde; ABD'nin hedeflerinin şunlar olduğu tespit edilecektir. Birincisi: Ekonomik Coğrafya Bölgelerinin Ele Geçirilmesi (Balkanlar, Ortadoğu ve Orta Asya)'dir. İkincisi: Devlet ve Yönetim Sistemlerinin Değiştirilmesi; Üçüncüsü: Ulus Devletlerin Yok Edilmesi; Dördüncüsü Etnik Kökene Dayalı Küçük Devletlerin Kurulması; Beşincisi: Yeni Birleşik Devletlerin kurulması ve sonuncusu Tek Dünya Devleti'nin kurularak dünya hakimiyetinin ele geçirilmesidir. 1980 yılından sonra yaşananlar ABD'nin hedeflerini adım adım gerçekleştirdiğini ortaya koyan gelişmelerdir.

YENİ DÜNYA DÜZENİ'NİN SİLAHSIZ İŞGAL YÖNTEMİ ‘'KÜRESELLEŞME''

21 nci Yüzyılda büyük tanıtımlar ile propagandası yapılan ve bir çığ gibi büyüyen küreselleşme politikaları; tarihe Amerika Barışı (Pax Amerika) olarak geçeceği iddia edilmiştir. Küreselleşme; ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel ve ekonomik askeri ilişkilerin evrenselleşmesi olarak kabul edilse de; sıcak savaşlara dayanmayan bir işgal yöntemidir. Ancak; küreselleşme iddia edilenin aksine, dünyayı kaos ortamına sokmuş ve insanlık yeni bir savaş yöntemi ile karşı karşıya kalmıştır. Tek farkı, işgallerin askeri değil, ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel yöntemler ile yapılmasıdır.

Küreselleşme dönemi; uluslar arası ilişkilere yeni anlamlar kazandırmış, bu dönemde güç ve rekabet yarışı gittikçe hızlanmıştır. Bu yarıştan kopmak istemeyen emperyalist ülkeler; hedef ülkeleri Kültürel, Ekonomik, Sosyal, ve Siyasi yöntemler ile işgal etmeye başlamıştır. İletişim, bilişim ve üretim teknolojilerinin sunduğu imkanlar sayesinde; kültürler, sosyal yapılar, yönetim şekilleri, ekonomik alışkanlıklar ve yaşam tarzı hızla değiştirilmekte ve prototip insan yaratılmaktadır. Evrensel devlet kurma arzusu ile ülkelerin maddi ve manevi kaynakları elinden alınmaktadır. Araştırmacı yazar Atilla Akar Küreselleşmeyi bu açıdan şu şekilde değerlendirmektedir.: ''Dünyada estirilen küreselleşme rüzgarına baktığımızda bunun sadece sürecin getirdiği ekonomik ve teknolojik bir zorlama olmayıp, aslında belirli mihrakların siyasi tercihinin bir ürünü olduğunu görmek mümkündür. Emperyalizm geçen yüzyılın başlarında sistemin ekonomik üst yapısını hazırlarken, günümüzde ise ‘Globalizm' makyajı ile siyasi üst yapısını tamamlamaya çalışmaktadır. Çoğu aydın için, küreselleşme tarihin kaçınılmaz bir evresi, sürecin doğal bir sonucu olarak algılamaktadır. Onlara göre küreselleşme, ekonominin sınırları aştığı, iletişimin küresel çapta yaygınlaştığı bir dünyanın gitmekte olduğu yöndür. Bu anlamda onlar için küreselleşme arkasında hiçbir siyasi tercihin olmadığı, tamamen kendiliğinden ekonomik bir olaydır. Onların görmediği söz konusu sürecin bir irade tarafından zorlanması, planlı ve adım adım güncelleştirilmesidir.''

Küreselleşmenin korkunç yüzü ekonomik boyutta görülmektedir. Çok uluslu şirketler için; uluslararası ticaret ve uluslararası hukuk kuralları devreye sokularak bu şirketlere ekonomik iş alanları sağlanmıştır. Dahası; icra edilen ekonomik operasyonlar ve özelleştimeler ile ulusal kaynaklar ele geçirilmiştir. Küreselleşmenin sosyal boyutunda; toplum yapıları bozulmuş, okumayan, düşünmeyen, sorgulamayan, araştırmayan ve kendine dikte ettirilen yaşam tarzını yaşam felsefesi olarak kabul eden prototip insan modeli yaratılmıştır. Küreselleşmenin askeri boyutunda; savaşlar küresel ve bölgesel boyuttan, yerel boyutlara taşınmış ve radikal örgütler piyon olarak kullanılmıştır. Küreselleşmenin siyasi boyutunda, yönetim sistemleri; Çok Uluslu Şirket çıkarlarına hizmet edecek şekilde değiştirilmiş ve ‘'Liberal Demokrasi'' esas alınmıştır. Sağ ve sol ideolojilerdeki çatışmalar şekil ve boyut değiştirerek ‘'Küreselciler ve Küresel karşıtları'' arasındaki çatışmalara dönüşmüştür.

Küreselleşme ile değişen anlayışları Metin Aydoğan:''...Kimilerine göre, insanlık zenginliği, eşitliği ve evrensel barışı gerçekleştirecek altın cağa girmek üzere. Üretilen değerlerin dolaşımında küresel bir devrim yaşanıyor. Sınırlar önemini yitiriyor, insanlar tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar birbirlerine yakınlaşıyor. Enternasyonal bir uygarlık doğuyor. Kimilerine göre ise; insanlar yaşamsal gereksinimlerini esiri olmadan ruhların ezilmediği, özgür ve barışçı bir yaşam çerçevesini henüz yaratabilmiş değil. İçinde bulundukları koşullardan duydukları hoşnutsuzluk gelecek umutlarını iyimser kılamıyor, onları geçmişe özleme yöneltiyor. Dünyanın büyük bölümünde insanların yoksulluğu artıyor, az sayıdaki zengin ülke ayrıcalıklarını kaybetmemek için her yolu deniyor. İnsanlık tarihinde gördüğü en planlı ve en örgütlü sömürü altında'' şeklinde açıklamıştır.

Sonuç olarak; Küreselleşme ile beraber iletişim ve bilişim sektöründe yaşanan yenilikler, bireyler ve devletlere daha fazla imkan sağlıyor gibi gözükse de; aslında modern sömürü düzeni yaratmıştır. Yeni Dünya Düzeni'nin bir parçası olan Küreselleşme senaryoları; bir taraftan dünya gelirinin % 75'ini alan ve refah içerisinde yaşayan mutlu azınlıklar yaratırken, diğer taraftan dünya gelirinin % 25'ini alan ancak dünya nüfusunun %75'ini oluşturan mutsuz çoğunluklar yaratmıştır. Kısaca; Küreselleşme; sömüren ve yöneten mutlu azınlıklar, sömürülen ve yönetilen mutsuz çoğunlukları yaratmıştır. Küreselleşme'nin sonuçlarını Metin Aydoğan: ' '... Kim ne derse desin milyarlarca insanın yaşandığı ve gördüğü gerçek var, ekonomik ve politik gerilimlerin, çatışma ve savaşların, yoksulluğun, tahrip edilen doğal çevrenin, insanlar üzerinde baskı oluşturduğu bir dönem yaşanıyor. Endüstriyel hegemonya ve politik nüfuz alanları için çatışma yeni bir yüzyıla girerken hala dünyanın biçimlenmesini belirleyen kritik sorun durumunda. Tarih sanki tekrar yaşanıyor. 20. yüzyıl başlarken yaşanılan sorunlar ile günümüz sorunları arasında bir farklılık görülmüyor. Yalnızca yöntem, araç ve yoğunluk artışları söz konusu. ...Teknolojik gelişim, silahlanma, süper güçler, uluslar arası yakınlaşma, kültürel etkileşim, açlık ve çevre sorunları tarihin hiçbir döneminde, 20. yüzyıldaki gibi yoğunlukta yaşamadı. Bu yüzden 20. yüzyıl, zengin bir toplumsal dönüşüm laboratuarı oldu'' şeklinde ifade ederken ürkütücü bir tablo ortaya koymuştur.

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ :

Dünya Hakimiyeti'nin ilk hedefi, ekonomik değeri olan bölgelerin ele geçirilmesidir. Bu bölgeler Ortadoğu, Ortaasya ve Balkanlar'dır. Dünya enerji ve hammadde kaynaklarının büyük bir bölümü bu bölgelerde bulunmaktadır. Ekonomik Coğrafya olarak adlandırılan bu bölgeler; tarih içerisinde kurulan tüm imparatorlukların ilgisini çekmiş ve bu bölgelere sahip olma arzusu ile aralarında kanlı savaşlara neden olmuştur. Bu açıdan; Büyük Ortadoğu Projesi, yeni dünya düzeni mimarlarının hedefleri arasında olan yeni birleşik devletlerin kurulması ile ilgilidir. Bu kapsamda; ilk aşama da Amerika Birleşik Devletleri, ikinci aşamada Avrupa Birleşik Devletleri (AB) kurulmuştur. Üçüncü aşamada Ortadoğu Birleşik Devletleri'nin temeli BOP ile ortaya atılmıştır. Sonraki aşamalarda ise Asya Birleşik Devletleri, Afrika Birleşik Devletleri, Güney Amerika Birleşik Devletleri'nin kurulacağı değerlendirilmektedir.

Büyük Ortadoğu terimi, ABD'de daha önce "istikrarsızlık kuşağı" olarak adlandırılan coğrafyayla büyük ölçüde örtüşmekte ve coğrafî olarak; Kuzey Afrika ülkelerini (Fas, Cezayir, Tunus, Libya), Doğu Akdeniz kıyısındaki ülkeleri (Mısır, Ürdün, İsrail, Lübnan, Filistin, Suriye), Basra Körfezi'nin kıyısındaki ülkeleri (Irak, Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar, S.Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen, İran) ve Kafkasya ile Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'ne (Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan, Afganistan) uzanan bölgeyi kapsamaktadır.

Bu bölgede yaşayan halkların çoğu Müslüman'dır. Bugün, Doğu ve Batı toplumları arasında yaşanan çatışmaların esas kaynağı Ekonomik ve Dinsel'dir. Dün Haçlı Seferleri ile başlayan din düşmanlığı, petrolün sahneye girmesi ile beraber boyut ve şekil değiştirmiştir. Din çatışmalarına petrol çatışmaları da eklenmiş, bölge emperyalist devletlerin savaş arenası durumuna gelmiştir. Bu bölge tarihçiler tarafından Bermuda Şeytan Üçgeni olarak adlandırılmaktadır. Bu coğrafyanın tam merkezinde de Türkiye ve Türkler yer almaktadır.

Tarihçi Bernard Lewıs, 06 Ocak 1996 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirilen "Ortadoğu'nun Çok Yönlü Kimliği Üzerine" konulu konferansta yaptığı konuşmada; "Ulus, halk, devlet, millet, milliyet gibi kavramların anlamının, ülkeden ülkeye, toplumdan topluma, zamandan zamana değişebildiğini" ifade etmiştir. Konuşmasında Lewıs: "Bir Avrupa Kimliği varsa, Asya ve Afrika kimliği niçin olmasın? diye belirtmiştir. Lewıs sunduğu bir haritada, Orta Doğu olarak; "Türkiye, Suriye, Lübnan, Irak, İsrail, Ürdün, Suudi Arabistan, Yemen, Körfez ülkeleri ve Mısır'ın" esas alındığını vurgulamıştır.'' Lewıs, konferans sırasında, söz konusu haritada yer alan ülkelerin halklarına bir Orta Doğu kimliği benimsetebileceğini söylemiştir. Bugünlerde; Yeni Dünya Düzeni'nin bir parçası olan ve doğulu oryantalist Bernard Lewis tarafından ortaya atılan ve ABD Başkanı George W. Bush tarafından açıklanan Büyük Ortadoğu Projesi, Ortadoğu Birleşik Devletleri (Büyük İsrail Devletini)'ni kurmaya yöneliktir.

Huntıngton'a göre; İslâm dünyası, bir lider devletten yoksundur ve bu da İslâm dünyasının en büyük zayıflığıdır. İslâm dünyasının lideri olacak devletin ekonomik kaynaklara, askerî güce, organizasyonel yeteneğe ve İslâmî kimlikle, İslâm ümmetine politik ve dinî liderlik sağlamaya sahip olması gerektiğini ileri süren Huntıngton, lider olabilecek altı devletin varlığından söz etmiştir. Bunlar: Endonezya, İran, Suudî Arabistan, Mısır, Pakistan ve Türkiye'dir. Bunların içinde; Türkiye hariç, lider olabilecek ülke bulunmamaktadır. Batı Avrupa'nın ve RF'nin, bir diğer ifadeyle Avrasya'nın büyük bölümünün ABD'nin koruyuculuğunu kabul etmesini sağlamak ve müteakiben bu büyük ittifaka dayanarak Avrasya'nın tamamının batının hâkimiyeti altına girmesini gerçekleştirmek için, Huntıngton'ın Türkiye'ye önerdiği rol, ‘'İslâm Dünyası liderliği''dir. Büyük Ortadoğu planının fikir babası olduğu belirtilen tarihçi Bernard Lewıs'a göre: ‘'AB Türkiye'nin üyeliğini kabul etmeyecektir.'' Bu nedenle, Türkiye'nin önünde şimdi AB ve ABD seçeneklerinin bulunduğu ayrıca, Türkiye'nin gelecekle ilgili hesaplamalarına Rusya, Çin ve Hindistan'ı da katmasının gerekli olduğu belirtilmektedir.

ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Eric EDELMAN'a göre: ‘'İslam dünyasında reform ABD'nin en önemli stratejik girişimidir. Türkiye'nin başarısı da bunda büyük rol oynayabilir.'' "Türkiye Merkezli Büyük Orta Doğu Planı" Lewıs'in, Orta Doğu Birleşik Devletleri Planı'dır ve bu planda Türk kimliğine yer yoktur. ABD, demokrasi, serbest piyasa ve güvenlik temeline dayalı "Büyük Orta Doğu Projesi"nin peşindedir. Büyük Ortadoğu Projesi, Türkiye'ye ‘merkezi rol' alacağı şeklinde sunulmaktadır. Bu teklif, Türkiye'nin de İslam ülkeleri ve Orta Asya'ya yönelik projeleriyle örtüştüğü için büyük destek bulmaktadır.

BOP Projesi üç aşamada gerçekleşecektir. Birinci aşamada: Kürt bölgesi diye adlandırılan bölgede yeni bir devlet oluşturulacaktır. İkinci aşamada: Irak'ın başına Yahudi asıllı biri getirilecek ve böylece vaat edilmiş topraklar birleştirilerek; ABD, İngiltere ve İsrail beyinli bir "Orta Doğu Birleşik Devletleri" kurulacaktır. Üçüncü aşamada ise: Tek Dünya Devleti kurulacaktır.

ABD, Türkiye'nin de katkısı ile petrol kaynaklarına sahip olan ülkelerden çıkarlarına ters düşenlerin tam kontrolünü, Irak'ta uygulamaya koyduğu rejim değişikliği gibi sağlamayı planlamaktadır. Bu nedenle de S.Arabistan ile İran'daki rejimler ABD'nin öncelikli hedefleridir. Büyük Orta Doğu coğrafyasının içinde yer alan Afganistan ise, Orta Asya enerjisinin Pakistan üzerinden Hint Okyanusu'na aktarılmasındaki kilit ülke olduğu için de ayrıca önem taşımaktadır. ABD'nin bu amaçları karşılayacak konvansiyonel askeri gücü bulunmamaktadır. Bu nedenle; ABD, Türkiye'yi projenin kilit ülkesi yapmak istemektedir. Bu amaç için, ABD'nin Türkiye'den ilk talebi NATO içinde Afganistan'a asker göndermek şeklinde gelmiştir.

Bu bölgedeki devletlerin gelişme sürecini tamamlayamaması, monarşi ile yönetilmesi, var olan kaynaklarının sömürülmesinden dolayı oluşan batı düşmanlığı, terörün batıya karşı silah olarak kullanılması, Müslüman ve Hıristiyan-Yahudi çatışması gibi gelişmelerde; bu bölgede yaşayan devlet ve insanların potansiyel tehlike olarak görülmesine neden olmaktadır. Bu bakış açısı ile de, bölgede var olan kaos ortamının düzeltilmesi ve bölgeye demokrasi götürülmesi açısından bu bölgelerin kontrol altına alınması lazımdır, ilkesi ile uygulamaya sokulmuş durumdadır.

Sonuç olarak; Fikir babası oryantalist Bernard Lewis tarafından ortaya atılan Büyük Ortadoğu Projesi'nin bölgeye demokrasi ve huzur getireceği bir yanıltmadır. Bölge devletlerine demokrasi getirilmesi projesinin; asıl nedeni, enerji ve hammadde kaynaklarının ele geçirilerek diğer emperyal devletlerin büyümesinin engellenmesi, enerji dağıtım yollarının kontrol altında tutulması, ‘'Vaat Edilmiş Topraklar''da Büyük İsrail Devleti'nin kurulması, Çok uluslu Şirketlerin ürettiği mal ve hizmetler için pazar yaratılması, enerji kaynaklarından elde edilecek gelirle dünya ekonomisinin kontrol edilmesi amaçlanmaktadır.
YAŞANAN GELİŞMELERİN TÜRKİYE'YE ETKİLERİ :

Jeopolitikçiler, sosyologlar ve stratejistler; ülkeler ve milletler arasındaki çatışmaların kaynakları dokuz ana başlık altında değerlendirmektedirler. Bunların birincisi: Milletlerin ve devletlerin kendi egolarıdır. İkincisi: Jeopolitik nedenlerdir. Üçüncüsü: Ekonomik nedenlerdir. Dördüncüsü; Sosyal nedenlerdir. Beşincisi: Siyasi nedenlerdir. Altıncısı: Kültürel nedenlerdir. Yedincisi: Askeri nedenlerdir. Sekizincisi: Teknolojik nedenlerdir. Sonuncusu ise: Doğal ve Çoğrafi felaketlerden kaynaklanacak yaşamsal alan sorunudur.

Bazı bilim adamları tarafından ortaya atılan, son Çatışma (Komplo) Teorisi'ne göre; Küresel Isınma ile beraber 21 nci yüzyılın ilk çeyreğinde dünyanın etrafından geçeceği tahmin edilen Nirus (Marduk) Gezegeni'nin yaymış olduğu manyetik alan, dünyada çok büyük iklimsel ve coğrafi felaketlere neden olacaktır. Ayrıca; aynı teoriye göre, bu şekilde bir doğal felaketin yaşanması durumunda, ilkel kabile yaşamına geri dönülecekir. ABD, İngiltere ve İsrail Devletleri'nin bu gerçeği bilmektedir ve bu değişimden en az etkilenecek coğrafi bölgeleri ele geçirmeye çalışmaktadır. Bu bölgelerin de; Vaat Edilmiş Topraklar'dır ve Ortadoğu'da yaşanan çatışmaların arkasındaki asıl nedenin de, bu gerçek olduğu iddia edilmektedir.

Türkiye; hem taşımış olduğu tarihi misyon hem de coğrafi konumu nedeniyle, Dünya coğrafyasının Kalpgah-ı'dır. Ayrıca; Yeni Dünya Düzeni'nde yok edilmek istenen ulus devletler açısından, Türkiye örnek bir ülkedir ve modeldir. Model ülkenin yok edilmesi ‘'Domino Taşı'' etkisi yapacaktır, dolayısı ile Tek Dünya Devleti önündeki en büyük engel ortadan kaldırılmış olacaktır.





Araştırmacı yazar Metin Aydoğan da yazmış olduğu ‘'Avrupa Birliğinin Neresindeyiz, Tanzimattan Gümrük Birliğine'' adlı kitabında bugünkü tehlikeyi şu şekilde açıklamaktadır: ‘'... Türkiye'nin Batı için önemi, yalnızca bugünün bir sorunu değil, kökleri tarihe giden eski bir hikayedir. Güç ve zenginliğini Doğu ile yaptığı ticarete borçlu olan Avrupa Devletleri; sömürgeci ilişkilerin başlangıcından beri; Doğu-Batı ticaret yolları ortasında yer alan Türkiye ve Türkleri çıkarları için her zaman birincil tehlike olarak görmüştür... Macaristan'dan Basra ve Kızıldeniz'e, Cezayir'den Kırım ve Kafkasya'ya dek yayılmış Türk egemenliği Avrupalıların Doğu ticaretini yüzyıllar boyu hem vergiye bağlamış ve hem de denetim altında tutmuştur. Batı bu denetimden kurtulmak için açık denizler yolu ile Doğu'ya gideceğim derken Amerika'yı bulmuştur. Osmanlı İmparatorluğunun toprak yitirmesi, Doğu ulaşımının kavşak noktasındaki Anadolu'nun önemini azaltmamış tersine artırmıştır. Balkanlar Kafkasya, ve Anadolu'dan oluşan Osmanlı toprakları bu toprakları ele geçirmek için birbirleri ile amansız bir biçimde çatışmışlardır. Bu çatışma Anadolu'daki Türk varlığına son verecek Sevr Antlaşmasını ortaya çıkarmıştır.''

ABD eski Başkanlarından Bill Clinton; Yeni Dünya Düzeni'nde, Türkiye'nin kilit bir rol üstleneceğini şu şekilde ifade temiştir.: ‘'20 nci yüzyılın ilk elli yılı Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasının paylaşılmasına yol açtığı değişiklikler ile geçti. 21 nci yüzyılın ilk elli yılı da Türkiye'nin alacağı doğrultu ile şekillenecektir. Türkiye modelinin, hem İslam Dünyası, hem Türkiye'nin bulunduğu bölge hem de Avrupa için büyük etkileri olacaktır.'' Berlin Duvarı'nın yıkılışının 10 ncu yıl törenleri için gittiği Georgetown Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada da: ‘'Önümüzdeki yüzyılın büyük ölçüde, Türkiye'nin bugünkü ve yarınki rolünü nasıl tanımlayacağına bağlı olarak şekilleneceğini umuyorum.'' sarf ettiği bu sözler; ABD'nin 21 nci yüzyıl politikalarında, Türkiye'ye ne kadar muhtaç olduğunun bir göstergesidir.

Yeni Dünya düzeni senaryoları içerisinde, uluslar üzerine oynanan oyunlar incelendiğinde; iki ayrı ulus ve devletin, diğer devletler ve uluslar yanında ön plana çıktığını görmekteyiz. Bunlardan biri Türkler ve Türkiye Cumhuriyeti, diğeri ise Yahudiler ve İsrail Devleti'dir. Yaşamış olduğu coğrafyasının jeopolitik konumu, zengin yer altı ve üstü kaynakları, kutsal ve vaat edilmiş toprakların Anadolu topraklarında bulunması, emperyalist devletlerin Ekonomik Coğrafya olarak adlandırılan Ortadoğu, Orta Asya ve Balkanları ele geçirme arzuları, Türkiye'nin bu coğrafyanın tam merkezinde olması, ekonomik coğrafyaya giden kara, hava ve deniz yollarının Anadolu'dan geçmesi gibi nedenler, Türkler'e, bu düşmanlığı kazandırmıştır.

Zengin yer altı ve yer üstü kaynaklara sahip olmamalarına rağmen dünyayı idare edebilecek şekilde güce (askeri, siyasi, sosyal ve ekonomik) sahip olmaları, dünyada çıkan sosyal, siyasi, kültürel, ekonomik ve askeri çatışmaların nedeni olarak gösterilmeleri, dünyayı yönetmeye çalışmaları, devletler ve yönetim sistemlerini değiştirmek istemeleri, dinsel hedefleri olan Küresel Kraliyet'i kurmak istemeleri gibi nedenler de Yahudilere, bu düşmanlığı kazandırmıştır. Bu nedenle; Yeni Dünya senaryoları, Türkiye ve İsrail üzerine inşa edilmiştir.

(ABD'li Prof.Dr. Texe Marrs yazmış olduğu Entrika Çemberi adlı kitabının önsözünde Türkiye'yi ve Türkleri şu şekilde uyarmaktadır: ‘'...Türkiye, 65 milyonluk nüfusu ile diğer 175 ülkeden çok farklı bir konuma sahip. Ortadoğu, Avrupa ve Afrika'yı birbirine bağlayan güçlü bir köprü. Ankara'da ya da İstanbul' da yaşananlar, kesinlikle son yıllardaki Afrika'daki Nijerya'dan, Avrupa'daki Almanya'ya oradan ABD'ne kadar birçok bölgedeki gelişmeleri etkiler. Bundan dolayıdır ki, Yeni Dünya Düzeni'nin komplocu liderlerinin, ki ben onları İlluminati'nin adamları olarak isimlendiriyorum, Türkiye'yi, kendileri için bir dayanak noktası ya da dünya hakimiyetine giden bir yolda bir anahtar olarak görmeleri, şaşırtıcı olmamalıdır. Türkiye, sıradan insanların yaşadığı bir ülke değil. Miras aldığı tarih; yüzyıllar boyunca global gelişmeleri etkilemiş, nüfusun genç, eğitimli erkek ve kadınların oluşturduğu bir ülke. ...Bugün Türkiye, ekonomik, askeri ve kültürel gücü ile dikkate alınması gereken bir ülke .Ülkedeki elit Ankara'yı, Avrupa'nın ekonomik gücüne entegre etmeye çalışıyor. Türkiye'nin coğrafyası insanları, dini ve potansiyeli, her zaman patlamaya hazır bir bomba görünümü veren çalkantılı Ortadoğu coğrafyasında Türkiye'siz bir istikrar ve güvenliğin mümkün olmadığı görüşünü pekiştirir nitelikte .Söz konusu komployu yürüten elit tabakanın nihai hedefi, başkenti Kudüs olacak bir dünya hakimiyeti kurmak, İlluminati'nin arkasındaki beyinler, Büyük İsrail'lerden, Türkiye'yi ve tüm Dünya'yı hakimiyetleri altına almanın planlarını yapıyorlar. ...Söz konusu elit, gizli gündemlere sahip on acımasız adamdan oluşuyor. Kendilerinin yarı tanrı statüsünde olduklarına inanan bu karanlık niyetli tipler ‘Şeytani Güçler Tanrısı'ndan başka hiçbir şeye inanmıyorlar. Bunlar on yıllardır tüm özgürlüklerin yeryüzünden silineceği o güne hazırlanmak için ellerindeki tüm mali ve politik gücü seferber etmiş durumda. O lanetli gün gelip çattığında üstün liderlerinin dünyanın tahtına oturacağından emin görünüyorlar. ...İlluminati'nin karanlık beyinleri Türk milletinin anahtarını ele geçirebilirse, sadist ve aç gözlü hedeflerine ulaşma yolunda uzun bir mesafe katetmiş olacaklar. Tamamen kontrolleri altına alamadıkları bir Türkiye, bu misyonlarını imkansız hale getirmese bile, bir hayli zorlaştıracaktır. Bundan dolayı, önümüzdeki günlerde, bu karanlık karakterlerin, Türkiye'yi de etkileri altına alabilmek için daha fazla gayret göstereceklerini tahmin edebiliriz çünkü Türkiye'nin fethedilmesi gerektiğine inanıyorlar. Mümkünse sinsi komplolar ile Ekonomik yıkımlar ile yada gerekirse kaba güç kullanarak yapacaktır.'' 48 Marrs'ın bu görüşü, Yeni Dünya Düzeni ve BOP senaryolarında ki iki kilit Türkiye ve israil olduğunu ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak; Yaşadığımız çağda iletişim sektöründe yaşanan baş döndürücü gelişmeler sayesinde her türlü bilgi, insanların hizmetine anında sunulmaktadır. Uygun zamanda, uygun yerde ve uygun şartlarda kullanılan bilgi, günümüzde güç kavramının yaratıcısı olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, çeşitli risklerin ve belirsizliklerin var olduğu bu ortamda, mevcut şartların, dünyayı nereye götüreceğini kestirmek mümkün değildir. Ayrıca, 21 nci yüzyıldakisavaşlar sadece askeri güçler arasında olmamaktadır. Bu nedenle; yaşanılan gelişmeler Türkiye'nin tehdit değerlendirmesini değerlenmesini ve Milli Politikaların yeniden oluşturmasını zorunlu kılmaktadır.

Bu kapsamda; tehdit değerlendirmesi 4 boyutta düşünülmelidir. Birincisi: Küresel boyutta, Küresel Tehdit (Emperyalist devletler: ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Çin, Rusya, Japonya gibi, Terör Örgütleri, Çok Uluslu Şirketler ve bunların alt kurum ve kuruluşları); İkincisi: Bölgesel Boyutta, Bölgesel Tehdit (Büyük İsrail, Büyük Ermenistan, Büyük Kürdistan, Büyük Yunanistan vb.);Üçüncüsü: Çevresel Boyutta, Çevresel Tehdit ( Sınır komşular); ve İç boyutta, İç Tehdit (PKK Kongra-Gel başta olmak üzere diğer ayrılıkçı terör örgütleri, etnik kökene dayalı azınlıklar, Dış destekli STÖ ve STK'ları, Radikal Örgütler, Misyonerlik faaliyetleri, espiyonaj faaliyetleri gibi) başlıkları adı altında yeniden hazırlamalı ve buna göre milli politikalar oluşturmalıdır.

 

9/11/2009

DÜNYA POLİTİKASINA YÖN VERENLER: F.P.R.I.

Dünya Politikasına Yön verenler-VII: FPRI

 

FPRI ve Middle East Forum, Amerikan Kongresi'ne, federal makamlara, think -tank'lere ve çeşitli ulusal ve uluslar arası medyaya "akademik" araştırmalar ve raporlar sunmakla sorumludur.


<_script /><_script />


DÜNYA POLİTİKASINA YÖN VERENLER (VII)

Foreign Policy Research Institute

Dışpolitika Araştırma Enstitüsü- FPRI

Tarihi: FPRI, 1955'te Robert Strausz -Hupe tarafından Pennsylvania Üniversitesi'nin bir bölümü olarak kuruldu. Sonra, "dünya olayları dergisi Orbis"i yayınlamaya başladı. 1957'den sonra üç ayda bir yayınlandı. Strausz -Hupe derginin kurucu editörü, William Yandell Elliott ve Henry A. Kissinger danışman editör heyeti kurucu üyeleriydiler ve görevlerine uzun yıllar devam ettiler.

Enstitünün uzun süreli Wells'çi misyonu -Sovyetler sonrası bir Amerikan dünya imparatorluğu kurmak, milli devletleri kaldırmak- Strausz -Hupe'nin başlangıç makalesi "Yarının Dengesi"nde savunuldu. SSCB'nin çöküşünden sonra, "Yarının Dengesi" Orbis'in 1992 kış nüshasında tekrar yayınlandı, o dönem editör Daniel Pipes'tı. Pipes'a göre, girişte de bahsedildiği gibi, Strausz Hupe,'nin tezinin tekrar yayınından maksat FPRI'nin emperyal kuruluş amacına iman tazelemekti.

Pipes, yeni dünya düzeninin, bir Amerikan dünya egemenliğine bağlı olarak, şimdi her zamankinden daha çok gerektiğini yazdı; amaç "Batı kültürünün ve insanlığın bekasını sağlamak"tı. Karşı düşman "Asya halklarının siyasi uyanışı" ile büyüyen tehditler ve kitle imha silahlarını elde etmeleriydi. Böylece FPRI, özellikle "Uygarlıklar Çatışması" savaş tahrikçiliğine yazıldı, bu Samuel Huntington ve Bernard Lewis tarafından enstitünün danışman heyetinde açıklandı.

Strausz -Hupe'nin 1957 "Geleceğin Dengesi" makalesi özetle der ki:

"ABD'nin önündeki mesele dünyayı bu kuşak içinde liderliği altında birleştirmektir. ABD'nin bu işi ne kadar çabuk ve etkin yapacağı ABD'nin bir lider güç olarak devamını, muhtemelen Batı kültürünün devamını ve yine muhtemelen insanlığın devamını etkileyecektir."

"...Bu iş yakın gelecekte bitirilmelidir, bunun iki baskın gerekçesi vardır:

1) Asya halklarının politik uyanışı ve büyük nüfus artışı uluslar arası ve bölgesel güç dengesini değiştirmekte ve bölgesel ve uluslararası çatışma ve savaşların haberciliğini yapmaktadır.

2) Görülebilir gelecekte ABD, Rusya ve İngiltere dışında başka birkaç ülke daha nükleer ve diğer kitle imha silahı sahibi olacaktır. "

"...Böyle bir evrensel düzenin kurulması şimdi anarşiye ve insanın mağaralarını terkettiği günden beriki kazanımlarının yokoluşuna tek alternatiftir. Buradaki tek soru, kendi suret ve hakimiyetlerinde evrensel düzeni gerçekleştirecek milletin kim olduğudur...."

"... Millilik bu yüzyılın en güçlü gerici kuvvetidir... o şiddet ve dikta okulu olmuştur. Dar görüşlüdür; modern teknolojinin istek ve vaadlerini ihmal eder; mal ve fikirlerin değiştokuşuna engeldir; böylece ekonomik ve kültürel gelişimi durdurur."

"...ABD şimdi tarihi zorunlulukla karşıkarşıyadır. ABD federal l iktidarın tek sahibi olarak ayaktadır. Tek soru şudur: ABD yapılması gerekeni yapacak mıdır?..."

"Gelecek dünya düzeni Amerikan evrensel imparatorluğu mudur? Bu olmalıdır -öyle ki, Amerikan ruhunun damgasını taşımalıdır... Gelecek düzen tarihsel dönüşümde son aşamayı temsil edecek ve yüzyılın devrimci ilerleyişini taçlandıracaktır. Amerikan halkının misyonu milli devletleri gömmek, onların kalan halklarını daha büyük bütünlerde birleştirmek, ve elindeki güç ile yeni düzenin muhtemel sabotörlerini (onların insanlığa kokuşmuş bir ideoloji ve kaba kuvvetten başka sunacağı yoktur) caydırmaktır... Gelecek elli yılda gelecek Amerika'nındır. Amerikan imparatorluğu ve insanlık rakip değil ve fakat, barış ve mutluluk içindeki evrensel düzenin iki adı olacaktır. "Novus orbis terrarum" (yeni dünya düzeni)."

Strausz -Hupe'nin FPRI misyonunu yazısındaki çerçeve ile onun Isaiah Bowman'dan destek görmesi birbiriyle tutarlıdır; bu kişi Albay edward House, Walter Lippmann ve Theodore Marburg'un "beyin tröstünde" önemli biri olup, bunlar Woodrow Wilson'un başkanlığını yürüttüler ve bir seri özel Wall Street -Londra istihbarat halkasından destek gördüler; "Inquiry" de (Soruşturma) bunların içindeydi. Bir yandan bir sağcı anti-komünist ideolojiyi savunurken, Strausz -Hupe H. G. Wells'in ütopist dünya federalist görüşünü temsil ediyor ve Amerikan cumhuriyetçi entelektüel geleneğinden nefret ediyordu.

FPRI'nin misyonu, Strausz -Hupe'nin 1961'deki kitabı "Forward Strategy for America"da (Amerika İçin İleri Strateji) tekrar ele alındı; burada Varşova Paktı ve Sovyetler içinde saldırgan politik ve gizli operasyonları öneriyordu: "Hiç nedeni yokken", diyordu "objektif durum ele alındığında, Batı neden Komünist manevrayı neden engelleyip Soğuk Savaşı düşman topraklarında yürütmesin ve şimdi olduğu gibi kendininkini de yürütsün?"

Harvard'ın İslam bilimcilerinden Robert D. Crane (CSIS - Center for Strategic and International Strategy kurucusu, Richard Nixon'ın birinci dışpolitik danışmanı (1963-68), ve Kissinger yönetimindeki Ulusal Güvenlik Konseyi yardımcı direktörü) Strausz -Hupe'nin ona önerdiği FPRI yönetim koltuğunu geri çevirdi. Ama öte yandan Strausz -Hupe'nin fikirlerini Kissinger'ın Moskova ile ortak hakimiyet kavramına (dünyayı iki kutuplu emperyal anlaşmalarla yönetmek) karşı ağırlık olarak kullandı. "Strausz -Hupe için", diye yazıyordu Crane, "Kissinger'ın tersine komünizm bir jeopolitik güç değil, bir şer imparatorluğudur. Strausz -Hupe bana 1965'te kurumuna gelecekteki halefi olarak katılma teklifi yaptığında, benden komünizmle uzlaşma gibi sahte kabuller (sahte tanrılar) hakkında bir de kitap yazmamı istedi. Bu fikirler Kissinger'ın gözetiminde bir "ortak hakimiyet" (condominium) stratejisi ya da dünyanın çift kutuplu kontrolü ile ilgili olarak yerleştiriliyordu." Crane dikkatliydi, "Londra ve diğer yerlerdeki global strateji konseylerine katılmamış olmakla birlikte, Strausz Hupe hiçbirzaman düzenin iç mahfillerinden uzak kalmamıştır... Yine de Strausz -Hupe pragmatik güç sahiplerinin çevrelerine girip çıkmıştır; belki de nihai hedefi Kissinger'ınkiyle aynıydı; yani global gücü Amerika'daki elit düşünceyi kontrol ederek kontrol etmek... Strausz -Hupe'nin dehası... onun bu kaos güçlerine karşı "uzatılmış çatışma"yı kazanmak için "ileri stratejisi"nde yatar." FPRI, ayrıca Amerikan siyasi aygıtı içindeki kimi lider sağ Siyonist şebekelere de yataklık yaptı ve İsrail'in "güvenilmez müttefik" savaş kışkırtma yeteneğini de kendi "ileri stratejisine" dahil etti.

Foreign Affairs'in Yaz 1993 nüshasında Samuel Huntington'un makalesi "Uygarlıklar Çatışması" çıktıktan aylar sonra, Middle East Forum (Ortadoğu Forumu - 1990'da FPRI'ye bağlı birim olarak kuruldu), "Middle East Quarterely" adlı yayınını çıkardı, bu derginin amacı İslam'ı düşman bir güç olarak sunmak ve Huntington'un Ortadoğu politikasını desteklemekti. Pipes "Middle East Quarterely"nin editörüdür. Middle East Forum 1994'te "yarı bağımsız" statüye kavuştu, ama Pipes FPRI'nin direktörü olarak kaldı.

FPRI ve Middle East Forum, Amerikan Kongresi'ne, federal makamlara, think -tank'lere ve çeşitli ulusal ve uluslar arası medyaya "akademik" araştırmalar, raporlar ve görüşler sunmakla sorumludur. Tüm çalışmalarda konu aynıdır: İslam düşmandır, ve Amerika tüm Ortadoğulu ve Afrikalı güya Batı ile harpte olan "terörist rejimlere" karşı çıkmanın ve askeri seferin sorumluluğunu almalıdır.

FPRI ayrıca Çin'i ABD'nin bir sonraki büyük düşmanı gösteren kampanyanın da merkezidir ve Clinton yönetimine karşı yapılan "Chinagate" saldırılarına da üs olmuştur. Çin'le kaçınılmaz bir savaş kampanyasının temelini 1997'de yayınlanan "The Coming Conflict With China" (Çin'le Gelecekteki Çatışma) kitabı teşkil eder; yazarlarından biri FPRI'den Ross Munro olup, aynı zamanda 1990-97 FPRI Asya Program direktörüdür. Kitaba göre ABD'nin Çin politikasını belirlemedeki Çin'in başarısının önemli bölümünün müsebbibi Amerika'daki "Yeni Çin Lobisi"dir. Oysa, eski bir ABD hükümet görevlisi olup Çin'le ticaretten kar edenlerin başında Alexander Haig gelir, o da FPRI mütevelli heyeti üyesidir. Haig son sözü söyler ve Munro yeni bir iş arar.

Kilit Personel:

Daniel Pipes: Direktör (1986-1993). Middle East Forum'un da direktörüdür (1993 -bugün); Hollinger Corp.'un gazetesi "Jerusalem Post" ve Rupert Murdoch'ın "New York Post"unda köşe yazarı, Harvard Üni.'den Ph.D. sahibi, 6 yıl yurtdışında okudu (Mısır da dahil), Chicago Üni.'de, Harvard Üni.'de ve ABD Deniz Harp Koleji'nde (US Naval War College) ders verdi; Dışişleri ve savunma bakanlıklarında görevler aldı, eski Fulbright Board yabancı burs kurumunun başkanı (1992-93); Savunma Bakanlığı "Özel Terörizm Teknolojisi Görev Gücü" üyesi (Special Task Force on Terrorism Technology), ve CFR (Council on Foreign Relations) üyesi.

Ronald S. Lauder: Estee Lauder kozmetik imparatorluğunun mirasçısı, Ariel Sharon'un ve Benjamin Netanyahu'nun öndegelen finansçılarından olup, Ronald Reagan dönemi ABD'nin Avusturya büyükelçiliğini yapmış; bu makamı kullanarak, Dünya Yahudi Kongresi (World Jewish Congress) başkanı Edgar Bronfman'la birlikte, Avusturya Cumhurbaşkanı Kurt Waldheim'e karşı kampanya yürütmüştür, eski Yahudi -Amerikan örgütleri başkanları konferans başkanı; gelecekte Bronfman'ın yerine WJC (Dünya Yahudi Kongresi) başkanlığı bekleniyor.

Alexander M. Haig, Jr.: Eski Nixon Beyaz Saray yardımcısı (Kissinger'ın emrinde); burada Watergate'teki "derin gırtlağın" o olduğundan kuşkulanılıyor; eski NATO müttefik kuvvetler komutanı, Reagan dönemi dışişleri bakanı, 1982'de İsrail'in Lübnan istilası sırasında Ariel Sharon'la işbirliği ile işine fesat karıştırmaktan kovuldu, daha sonra Kissinger'la İtalya'daki P2 Mason Locası skandalına da karıştığı anlaşıldı.

James Courter

Midge Dexter

Samuel P. Huntington

John F. Lehman, eski Donanma Bakanı

Bernard Lewis

Martin Peretz, "The New Republic" editör ve yayıncısı; eski Harvard profesörü, Al Gore'un akıl hocası ve finansörü Donald H. Rumsfeld, Savunma Bakanı Richard Thornburgh, eski Pennsylvania valisi, Başkan Reagan ve Başkan George Bush (baba) dönemi adalet bakanı, "Thornburgh doktrini" ile maruf, buna göre Amerikan yasalarının dünyanın heryerinde geçerliği vardır.

R. James Woolsey, ilk Clinton dönemi CIA direktörü; Irak'a savaş savunucusu ("2 Dönem" ya da "Terörizme Savaş")

Faaliyetler:

Pipes'ın yanısıra FPRI'nin başka bir önemli sözcüsü de Steven Emerson'dur. Emerson FPRI'ce desteklenerek "Muhammed'in Ordusu: İslami Fundamentalizmin Yükselişi" (Mohammed's Army: The Rise of Islamic Fundamentalism) kitabını yazdı. FPRI araştırmacısı MEF editör kurulu üyesi Khalid Duran, Emerson'la birlikte "Amerika'da Cihat" (Jihad in America) adlı videoyu hazırladı; video TV kanallarında yayınlandı ve İslam'ı düşman olarak tanıttı. Diğer FPRI çalışan ve üyeleri arasında sıksık medyaya çıkıp Ortadoğu ülkelerine karşı geniş askeri harekat isteyen Laurie Mylorie ve David Wurmser da vardır, ikisi de aynı zamanda American Enterprise Institute üyesidir.

FPRI "11 Eylül Sonrası Dünya" (The World After September 11) adlı aylık kurslar ve yine "Savaş ve Terörizm" konulu aylık brifingler vermektedir.

17 Ocak 2002'de FPRI 5. Yıllık Strausz -Hupe Semineri'ni sunmuş, burada yazar Robert D. Kaplan, kitabı "Savaşçı Politikası" (Warrior Politics) üzerine konuşmuştur (Kaplan bir FPRI konuk eğitimcisi ve FPRI toplantılarının önemli konuşmacısıdır). Kitabında Strausz -Hupe'nin iddiası olan global bir imparatorluk gereğini savunmuş, milli devlet sistemini dağıtmak için Kaplan "yeni bir pagan ahlak" gereğini savunmuştur; bu onun Wells'çi dünya diktatörlüğüne giden emperyal militarist politikalarına gereklidir.

FPRI ve MEF'in şimdiki hükümet görevlileri ile bağları önemlidir. Eski bir FPRI yönetim kurulu üyesi olan Donald Rumsfeld, şimdi savunma bakanıdır. FPRI, (eski ç.n.) Savunma Politik Kurul başkanı Richard Perle'i de desteklemektedir. FPRI'nin web sitesinin yayınladığı e -notalar içinde 30 Kasım 2001'deki "Sonraki Durak: Irak" idi, Richard Perle tarafından yazılmıştı.

MEF 2002 brifinglerini 22 Ocak 2002'de başlatmış ve Perle konuşmacı olarak ABD'nin önündeki savunma sorunlarını ele almıştır. Eski FPRI kurulu üyesi ve Asya uzmanı Dov S. Zackheim, şimdiki savunma bakan yardımcısı (kontrolörü) ve savunma bakanlığı baş muhasibidir.

FPRI/MEF'in bir uydusu da ABD Özgür Lübnan Komitesi'dir (United States Committee for a Free Lebanon - USCFL). Daniel Pipes burada da yayın organı "Ortadoğu İstihbarat Bülteni"nde (Middle East Intelligence Bulletin) danışmanlık yapmaktadır. Aşırı sağ bir örgüt olan bu kurumun İnternet sitesi "Dünya'da Ençok arananlar - Terörizmin Devlet Destekçileri" başlığıyla açılmakta, İran'dan Ali Hameney, Irak'tan Saddam Hüseyin, Suriye'den Beşşar Esad, Libya'dan Muammer Kaddafi, Küba'dan Fidel Castro, Kuzey Kore'den Kim Jong -il, Sudan'dan Ömer Beşir ve Afganistan'dan Usame bin Ladin'in resimleri yeralmaktadır. (1)

Web sitesinde, ayrıca tüm dünyadaki terör ve ihtilal gruplarının bir listesi verilmektedir. USCFL üyeleri Altın Halka destekçileri arasında Richard Perle, David Wurmser, Daniel Pipes ve diğer FPRI ve MEF üyeleri vardır (bkz. http://www.freelebanon.org .)

FPRI ve MEF doğrudan Washington Institute for Near East Policy (Washington Yakın Doğu Politika Enstitüsü - WINEP) ile muhataptırlar. Bu kurumun idari heyetinde Mega komitesinin birkaç üyesi oturmakta olup, aralarında Edgar ve Charles Bronfman ve Max Fisher vardır. WINEP'çe, 1985'teki başlangıcından beri yayınlanmış 56 politik makaleden neredeyse üçte biri FPRI, Orbis, MEF ya da Middle East Quarterely editör ya da kurul üyelerince yazılmıştır.

Patrick Clawson (daha önce IMF ve Dünya Bankası'nda çalıştı) WINEP'te araştırma direktörüdür. Kendisi FPRI'de öndegelen bir üye ve Pipes'ın Middle East Quarterely'sinde şef editördür; Orbis'teki editörlüğü de devam etmektedir. Martin Kramer, üç kez WINEP'te araştırmacı olmuştur ve Middle East Quarterely'nin editörüdür.

FPRI'nin finansı: (IRS (2) 990 formlarına göre - 1985 -2000)

Bradley Foundation (21 bağış) 1,373,600 $

Sarah Scaife Foundation (15 bağış) 1,070,000 $

Carthage Foundation (2 bağış) 75,000 $

Olin Foundation (17 bağış) 995,000 $

Smith Richardson Foundation (2 bağış) 97,500 $

Toplam: (57 bağış) 3,513,600 $

Not: The Middle East Quarterely, Bradley Foundation'dan 130,000 $ tutarında bağışı 1996-98 arası aldı (IRS 990 formlarına göre). WINEP 6 bağışı (574,509 $) Smith Richardson Vakfı'ndan ve Bradley Vakfı'ndan aldı (IRS 990 formları, 1992-2000).

Kaynak: Zbigniew Brzezinski and September 11th, February 2002,

EIR Special Report

Notlar:

1-Bilgiler 2003 yılına aittir ç.n.

2-IRS: Internal Revenue Service: ABD Vergi Dairesi

3- Eski CIA Ankara istasyon şefi - ç.n.

Kaynak: YARIN Dergisi, Haziran 2004

Çeviren: Altay Ünaltay

 

9/11/2009

DÜNYA POLİTİKASINA YÖN VERENLER: WILLIAM YANDEL ELIOT

Dünya Politikasına Yön Verenler-VI: William Yandel Eliot

 

 

Elliott'un tüm kariyeri dünya çapında yeni bir ortaçağ feodalizminin "karanlık çağı"nı kurmak, ABD ya da benzeri cumhuriyetçi diğer ülkeleri yıkmaya adanmıştır.


<_script /><_script />


 

 

Doğum: 12 Mayıs 1896, Murfreesboro, Tennessee.

Ölümü: 9 Ocak 1979, Haywood, Virginia

Ailesi: William Yandell Elliott, "Tennessee Templar'ları" denen örgüt içindeki bu isimli üçüncü kişi olup, örgütünün İç Savaş sonrası Masonik kökenli kişilerce kurulan Ku Klux Klan'la sıkı ilişkileri vardır. Dedesi (1827-93) Toparlanma (Reconstruction) dönemi "radikal" Cumhuriyetçi bir yargıç olup, ölümcül ırkçı hadiseleri provoke ettiği söylenir. İlk William Yandell Elliott'a bu "provokatör" yaftasını, görünüşte bir kölelik karşıtı Cumhuriyetçi olmasına rağmen Ku Klux Klan'ın Masonik kurucularından James Daniel Richardson'ın hizmetinde çalışması da kuvvetlendirir; sonuncusu 1898'de Kongre üyesi olarak Klan'ın ünlü kurucusu Albert Pike'ın başkentte bir anıtının dikilmesine önayak olmuştur.

Hayatı boyu Elliott Nashville'li olan ve aynı Ku Klux Klan kurucularının soyundan gelen akrabalarıyla ortak hareket etmiş; birlikte "Kaçak Şairler" (Fugitive Poets) ve "Nashville Agrarians" (Nashville Tarımcıları) gruplarını kurmuşlardır (bkz. Stanley Ezrol, "Seduced From Victory: How the Lost Corpse Subverts the American Intellectual Tradition" - Zaferin Baştan Çıkardıkları: Bir Kayıp Ölü Nasıl amerikan Entelektüel Geleneğini Devirdi; EIR Ağustos 2001 sayısında Nashville Agrarians'ın fikir ve eylemlerini genişçe bulabilirsiniz).

Eğitimi: Webb School Koleji, Bull Buckle, Tennessee; Vanderbilt Üniversitesi, Nashville, Tennessee, B.A. derecesi, 1917; M.A. derecesi, 1920; Balliol Koleji, Oxford Üniversitesi, Londra'da (Rhodes'un öğrencisi olarak) Ph.D. derecesi, 1923.

Kariyer: Elliott'un tüm kariyeri dünya çapında yeni bir ortaçağ feodalizminin "karanlık çağı"nı kurmak, ABD ya da benzeri cumhuriyetçi diğer ülkeleri yıkmaya adanmıştır. Murfreesboro, Tennessee'nin Farmason elitlerinden olan Elliott, Soğuk Savaş doktrinlerinin oluşumunda ana rol oynadı; bu doktrinler bugünün "uygarlıklar çatışması"nın öncülleri olup 2. Dünya Savaşı'ndan Başkan Johnson dönemine dek uzanırlar. ABD'ye bağlılığı ile ilgili çok renkli söylevlerine rağmen, o Soğuk Savaş boyunca gerçek tehlikenin komünizm değil "Amerikan usulü milliyetçilik" olduğunu iddia etti.

Stratejik politikadaki rolünün ötesinde bir FBI muhbiri idi ve kamu okullarına "anti komünist" tedrisatı soktu. 1930'larda "sol kanat sosyalistlerin" komünizm tehlikesini ilk tanıyanlar olduğunu iddia etti ve sonra 1950'lerde ve 60'larda Sidney Hook ve James Burnham gibi önde gelen sosyalistlerle antikomünist haçlı seferinde birleşti.

En az 5 başkanın yönetimlerinde danışmanlık yaptı, en az 5 ulusal güvenlik danışmanının hocası, 2 dışişleri bakanının hamisi ve düzinelerle devlet görevlisinin eğiticisi idi; aralarında Parlamento temsilcileri, yöneticiler, ve her kıtadan devlet başkanları vardı.

Kariyeri boyu, memleketindeki ekiple ("Tennessee Templar" nam Ku Klux Klan artıkları) ve Cecil Rhodes'un "Yuvarlak Masa" hareketini koordine etti. Rhodes'la İngiltere Balliol Koleji'nde Rhodes bursu ile okurken tanıştı. Konuşmaları, yayınlanan eserleri ve özel mektuplaşmaları gösterir ki, hayatının eseri olarak "Yuvarlak Masa" hareketini dünya çapına yaymayı görmüştür. Onun Harvard Yaz Okulu'nu Henry Kissinger'ın Uluslar arası Seminer'i ve Uluslar arası Seminer Mezunları Derneği de dahil yönetimi (bu derneği tüm dünyaya yaymıştır) kendi amaçlarına yönelikti. Yuvarlak Masacılarla "Kaçaklar" arasındaki ilgi "Kaçak" John Crowe Ransom'un (Ku Klux Klan kurucusu James R. Crowe'un 2. göbek yeğeni) Elliott'tan önceki Rhodes öğrencisi olması gözönüne alındığında netleşir. "Kaçak" ve "Templar" Bill Frierson da ona eşlik etmiş olup, yerine "Kaçak" Robert Penn Warren geçti.

Her iki hareketin de temeli, insan kitlelerinin "seçkinlerce" yönetilen bir oligarşinin kuralları ile yaşamasının tabii hal olduğudur. Her iki hareket de Amerikan entelektüel geleneğinin, tüm erkek ve kadınların, bağımsız milli devletin kurumlarıyla yönetime katılması, tabiat ve cehaleti giderek fethetmeleri fikrinden nefret ederler.

Her nekadar Elliott'un kendi Agrarian kardeşlerinin Konfederasyon'un (Amerikan İç Savaşı'nda Güney, ç.n.) "Kayıp Davası"na tutkularını reddettiği söylense de, 1956'da (o sıra 62 yaşındaydı ve Harvard'daki kariyerinin zirvesinde ve Ulusal Güvenlik Kurulu'nun danışmanlarındandı) açıkça Donald Davidson'un "Lee in the Mountains" (Dağlardaki Lee) şiirinin "Kaçak" şiirin en iyi örneklerinden olduğunu söylemiştir. Burada Davidson, sadece Robert E. Lee'nin ruhunu şapkadan çıkarmakla kalmaz: Lee, uygun zamanı Heine'nin "Second Grenadier" i (İkinci Topçu) gibi beklemektedir. Fetih günü geldiğinde Yüce Tanrı "zamanın kesinliğinde pusuya yatmış olarak, unutulmuş zaferi getirecek ... o yardığımız tepelerde çiçek açacak, kaçtığımız dağlarda meyvalarını verecek, bir daha çocuklarını ve çocuklarının çocuklarını unutmayacak ve terketmeyecek."

1956'da da Elliott "Kaçak guru" Sidney Mitron Hirsch'e minnettarlığını bildirir ve onu "mistik bir filozof" olarak niteler, tarihin tüm büyük düşünürlerinin mistik güçleri olan özel insanlar ya da "Epik İbretler" olduklarını söyler. Onlar bilgiyi kuşaktan kuşağa yazılarındaki kelimelerin batıni anlamları ile geçirmişlerdir. Birçokları onun koca kafalı ve geveze biri olduğunu düşünse de, anlaşılıyor ki Elliott kendini bu "İbretlerden" biri ve dünyaya gönderilmiş birçeşit peygamber olarak görüyor ve kimilerince de böyle kabul ediliyordu. Eserlerinde temel bir konu, insanları kontrol etmek için efsaneler icat edilmesi gerektiğiydi (gerçek din ya da maneviyattan bahsederken kastettiği bu idi). Oğlu ve işbirlikçisi Ward, onu "gerçek bir Eleacı" olarak metheder, "bu adam zaman ve mekanı aşabilir ve kendi zaman ve mekanı içinde derinleşebilir". O kendi misyonunu Kral Arthur döneminin Yuvarlak Masa şövalyelerinkine benzetiyordu (bkz. "Cumhuriyet İçin bir Yuvarlak Masa" - "A Round Table for the Republic"). Bu epik misyonla görevli olarak, Elliott sonra göreceğimiz gibi, tüm insanlığı bir nükleer soykırım ve karanlık çağa atmaya hazırdı.

Yuvarlak Masa hareketi, ki Elliott buna Oxford'daki danışman hocası, sonraları Balliol Rektörü A.D. Lindsay'ce dahil edilmişti, yarı gizli Masonik hücrelerden oluşmaktaydı; amaçları tüm milletleri ezmek ve yeni bir İngiliz İmparatorluğu tahakkümüne almaktı. Örgüt Lindsay'in Oxfordlu selefleri John Ruskin ve T. H. Green'ce kurulmuş ve Cecil Rhodes ile Lord Alfred Milner'ca sürdürülmüştü; sonuncu Rio Tinto Zinc adlı dev bir sömürge madencilik kartelinin müdürüydü. . Ruskin "pre Raphaelite" adlı kültür hareketinin de kurucusuydu; bunlar İtalyan Rönesansı'nı modern tarihin en büyük felaketi görüyorlar ve Rönesans öncesi feodalizme dönmek istiyorlardı. Akılları Britanya'nın büyük Kuzey Amerika kolonilerinin kaybına takılmıştı ve Britanya İmparatorluğu'nu yarı otonom bölümlerden oluşacak şekilde yeniden örgütlemek istiyorlardı, ki buna sonra "Commonwealth" dendi. Böylece hem bağımsızlık arayışlarının baskısı önlenecek ve hem de ABD sürüye geri getirilecekti.

Elliott'un 40 yıl sürmüş ABD Anayasası'nı kaldırma kampanyası, Büyük Britanya ve Kanada'nın yanlış örnekliğine dayanır; tamamen Yuvarlak Masa icadıdır. Chatham House'taki Royal Institute of International Affairs (Kraliyet Dışişleri Enstitüsü) ve Elliott'un "anaokulu" çabalarını birleştirdiler. Elliott'un Yuvarlak Masa çağdaşları içinde genç bir Lindsay himayesi ve parlak İngiliz tarihçisi, Chatham House haberalma müdürü olan Arnold Toynbee de vardı. Diğerleri Lord Lothian (Nazi taraftarı meşhur "Cliveden Set" üyesi), Lord Leconsfield (sonraları Britanya'nın psikolojik savaş merkezi Tavistock Institute müdürü) ve medya patronu William Waldorf Astor'du. Tüm bu karmaşık ve elit "İngiliz-Amerikan-Kanadalı" dışpolitika Think tank'leri, kurulları, konferansları, ki bunlara New York'tan Council of Foreign Relations (Dışilişkiler Konseyi), Trilateral Comission, Bilderberg Konferansları, Ditchley Foundation, Aspen Institute, International Institute for Strategic Studies (Uluslar arası Stratejik Araştırmalar ,Enstitüsü), ve düzinelerce diğer think tank'ler de dahildir, hepsi de Yuvarlak Masa etkisi altında kuruldu ve yürütüldü.

Elliott'un hocası Lindsay bir Fabian sosyalist, Workers' Educational Association (İşçi Eğitim Birliği) ve Christian Social Movement (Hıristiyan Sosyal Hareketi) üyesi idi. Bunlar Yuvarlak Masa'nın "settlement House" hareketinden çıkma idiler; üyeleri orta ve üst sınıf "entellektüeller" alt sınıfın kurumlarını sıksık ziyaret ederek onlardan davalarına destek kazanmaya çalışırlardı. Lindsay'in biyografisini yazan kızı Lady Drusilla Scott, onu Oxfordlu çalışma arkadaşlarını şu kelimeleriyle tasvir eder. Özellikle Lady Drusilla'nın bunları çok övücü sözler olarak bulduğu düşünüldüğünde, bunlar ikiyüzlü Fabian Yuvarlak Masacı zihniyeti hakkında bir fikir verir: "Hiçbirzaman zihnimde Lindsay ile Oliver Cromwell arasında fark görmedim... Onların ikisi de seçilmiş olduklarına inanıyorlardı." "Tabiatı gereği o bir 'lotus yiyen' (hayaller adamı) bir reaksiyoner ve aristokrasi taraftarı idi, kendini ve dostlarını bir idealist, kollektivist ve radikal olduğuna inandırmıştı."

1947'den 1950'ye dek 1946'da İngiliz İşçi Partisi'nin seçim zaferi nedeniyle "Birkey Lordu Lindsay" lakabı takıldığında Lindsay Wilton Park'taki Almanları Commonwealth fikrine katmak için "yeniden eğitim" merkezinin akademik kurul başkanlığını yapıyordu. Wilton Park Sir Kenneth Strong tarafından kurulmuştu, o İngiliz Foreign Office'in (Dışişleri Bakanlığı) Siyasi Haberalma daire başkanlığını yapıyordu, sonraları çokuluslu finans devi Eagle Star Insurance Co.'nun müdürü oldu. Wilton Park'ın öğrencileri ilk on yılda 8000'i buldu; çoğu Alman savaş esirleri idiler; Yuvarlak Masa kültüne uygun eğitim aldılar. Eğitimciler içinde Lord ve Lady Astor, Bertrand Russell ve Arnold Toynbee vardı ve yönetim Heinz Koeppler'de idi, bu kişi Foreign Office'in Psikolojik Savaş Dairesi başkanıydı. Tüm büyük Alman siyasi parti başkanları, ve Ralf Dahrendorf gibi diğer önde gelenler (uzun süre London School of Economics - Londra Ekonomi Okulu yöneticisiydi), hepsi Wilton Park mezunudur.

Elliott'un Oxford'dan diğer arkadaşları arasında mistik şairler William Butler Yeats (20. y.y.ın en büyük Satanisti Alistair Crowley'in tarikat arkadaşı, sonraları araları bozuldu) ve "Beyaz Tanrıça" (White Goddess) kültü bağlısı Robert Graves vardır. The "Fugitive"in (Kaçak) "fahri editörü" olarak bu ilişkileri kendi "Templar" dostlarını uluslar arası edebiyat şöhretleri olarak sunmak için kullandı.

Ph.D derecesi ile Oxford'dan döndüğünde Elliott Harvard Üniversitesi'ndeki mevkiini (1925-63) şimdi alışılmış özel üniversite think-tank ilişkisini kurmak için kullandı. Üst düzey finans temsilcileriyle ilişkileri vardı (Elliott'un şahsi dostlukları arasında Rockefeller kardeşler, Paul Mellon, W. Averell Harriman ve Richardson Foundation'dakiler sayılabilir). Aynı zamanda yüksek düzey hükümet politik görevlisi ve danışmanı olarak çalışıyordu. Burada Yuvarlak Masa'nın hükümetin "seçilmiş amatörler" değil "büyük çıkarlar" tarafından yürütülmesi gerektiği tesbiti ortaya çıkıyor. Arkadaşları ve himayesindekiler bu anlayışı tehlikeli bir zırvalığa kadar ileri götürdüler. Bunların arasında Ulusal Güvenlik danışmanları McGeorge Bundy, Walt Rostow, Henry Kissinger, Zbigniew Brzezinski ve Richard Allen; Dışişleri bakanları Kissinger ve Dean Rusk, dışişleri ve içişleri görevlileri Samuel Huntington, Arthur M. Schlesinger Jr., Paul Nitze, ve Robert Bowie vardı.

Onun hükümete planı Yuvarlak Masa'nın "karanlık çağ" planı idi; bu hem hükümetin kendi iç yeniden düzenlenmesi hem de dışpolitik olarak "Yeni İngiliz İmparatorluğu"nu destekleyecek stratejik politikaların gerçekleştirilmesini içeriyordu. 1930'ların sonunda ve daha çok 1950'lerde ve '60'larda bu en yüksek düzey stratejik, yarı askeri, yarı haberalmacı "darbeci" kurumlarda çalıştı, aralarında Foreign Policy Research Institute (Dış Politika Araştırma enstitüsü) ve National Strategy Information Center da (Ulusal Strateji Bilgi Merkezi) vardı. Bunlar Yuvarlak Masa üyelerini ABD ve diğer hükümetlerde lider mevkilere getirmekte tehlikeli derecede başarılı oldular. Elliott her tür stratejik politika ve "anti komünist"faaliyetle ilgili heryerde sıksık eğitim verirdi; bunlar arasında Amerikan Harp okulları ve askeri akademileri de ardı; bu 1960'a dek sürdü.

Görevleri:
Başkanlık Yönetim İşleri Komitesi (1936)

İş Danışmanlık Konseyi, Averell Harriman başkanlığında (1937)

Savaş Üretim Kurulu (ve öncül kurumları) (1940)

Beyaz Saray Savaş sonrası Ekonomi Politik ve Planlama Özel Komitesi (1945)

Beyaz Saray Dışişleri Komitesi ve Dış Yardım Komitesi (Christian A. Herter, Massachusetts temsilcisi, başkanlığında - 1947) personel başkanlığı. Dışişleri Bakanlığı görevlisi Charles P. Kindleberger bu dönemde Elliott ile çalıştı, "çok gayretli adamdı. Sadece çalışmak isterdi. Biliyorsunuz Harvard'da bir kurs verdi ve kursa 'Savaşta Barışta ve Hemşehrilerinin Kalbinde Elliott' adı takıldı" demiştir (deşifre Harry S. Truman Kitaplığı sözlü tarih arşivinden)

Savunma Seferberlik görevlisi (1951)

Ulusal Güvenlik Konseyi Politik Planlama Kurulu. (1956 Vanderbilt Üniversitesi "Kaçaklar" Birliği'nde, Başkanlık'ta resmi görevli iken yazdığı atom savaşı üzerine bir şiirini okudu. Şiir yayınlanmadı.)

Dışişleri Bakanı Dean Rusk'a danışmanlık (eski Rockefeller Vakfı başkanı; onu bakanlığa Elliott kendi önerdi - 1963).

Kamu ve üniversite görevleri dışındaki kendi akademik ve think-tank hizmetleri:
Harvard Yaz Okulu Müdürlüğü (1949-60). Bu makamı kullanarak kendi baş himayesi Kissinger'ı Uluslar arası Seminer Başkanı ve ona bağlı olan "Confluence" (Birleşik) dergisinde editör yaptı. Bunun için Rockefeller, Ford ve Richardson vakıflarından yardım sağlamıştı. Yaz Okulu ve Seminer, tüzüğünde de yazıldığı gibi, "26-45 yaşları arası olup kendi ülkelerinde lider konumlara yükselmek üzere olan kişileri tanıştırmak" idi; bu kişiler arasında dünyanın her yerinden parlamenterler, akademisyenler ve diğerleri vardı. Amaç savaş sonrası strateji, eğitim ve kültür politikalarını etkilemekti. Elliott uluslar arası Seminer mezunlarının bölgesel ve ulusal derneklerinin Yuvarlak Masa'nın uzantıları olduğunu vurgulardı. Bunlar arasında Bellagio, İtalya'da, Rockefeller'lerin aile malikanesinde toplanan yıllık Avrupa toplantıları da vardı (1 ). Buradaki faaliyet yöntemi Wilton Park'ta Lord Lindsay'inkinin bir benzeri idi; fark, burada sadece Alman savaş esirleri değil, Dünya'nın çeşitli yerlerinden lider namzetlerinin bir araya getirilmesiydi.

Eastern Establishment (2 ) tiplerinin yanısıra Yuvarlak Masacılar ve W. B. Yeats'in himayesi Frank O'Connor, Elliott'un, Allen Tate, John Crowe Ransom ve Andrew Nelson Lytle (Ku Klux Klan'ın ilk emperyal üstadının bir hayranı ve onun biyografisini yazdı) gibi "Kaçak-Tarımcı" kardeşleri Confluence'ın editör kurulu ve fakültede Elliott ve Kissinger'la biraraya gelirlerdi.

Dernekler:

Foreign Policy Research Institute (FPRI - Dışpolitika Araştırma Enstitüsü); Foreign Service Educational Foundation (Dışişleri Eğitim Vakfı), ki buradan bir sürü "yavru" türedi: John Hopkins Üniversitesi İleri uluslararası Araştırmalar Okulu - School for Advanced and International Studies, Amerikan üniversitesi, Woodrow Wilson Vakfı Amerikan Eğitim ve Komünizm Komitesi - Committee on American Education and Communism, Dışilişkiler Konseyi - CFR, Council on Foreign Relations, Ulusal Strateji Bilgi Merkezi - National Strategy Information Center, Komünizm Üzerine Eğitim İçin Amerikan Bar Derneği Komitesi, Kartaca'yı Kurtarma Birliği - League to Save Carthage.

Yayınları:

Politikada Pragmatik Başkaldırı (1928). Balliol'daki doktora çalışmasına dayanır. Elliott'un metodolojisini zorlama delillerle isbatlar. Özel konuşmalarında kitabını "futilitaryanizm (3 ) zorbalığı besler" ("futilitarianism breeds brutalitarianism") diye özetlemiştir.Kısaca, Platoncu ve Leibnizci bilimsel ilerlemeyi kenara iter, modern bilimin bir "pragmatizm" (yani neyin "para değeri" varsa o doğrudur, ya da şimdi dendiği gibi "eğer işine gelirse ...") olduğunu söyler. Bu "futilitaryanizme" dayalı devletler, ona göre, totaliter (Faşist ya da Komünist) "Brutaliter" bir reaksiyonu davet eder. Platonun ortaya koyduğu insanın bilişsel prensibini reddederek, bu belirtiye karşı koymanın tek yolunun köktenci bir maneviyatçılığı çıkaracak mitler üretmek olduğunu söyler. Anlaşılan, görünüşte karşı olduğu "futilitaryan" ve "brutalitaryan" felsefelerin bizzat böyle akıl dışı mitlere dayandığını farketmemiştir, örneğin "uygarlıklar çatışması" dehşeti gibi. Neşeyle kendi çözümünü önerir: Yuvarlak Masayı yayın ve Britanya İmparatorluğu'nu canlandırın.

Yeni Britanya imparatorluğu (1932): Burada Elliott Yuvarlak Masa fikrinin temelini sunar. 1. Dünya Savaşı sonrası Britanya imparatorluğu "modern politik kurumların en büyüğüdür". Özellikle atanmışlarının seçilmişler üzerindeki egemenliği, yeni bir dünya düzeni için model oluşturur. Bu ve onun diğer "anayasal reform" çalışmaları Lord Lindsay'ce "Toplum ve Devlet" (1916) ve "Modern Demokratik Devlet"te (1943) ortaya atılmış fikirler çerçevesinde gelişir.

Anayasal Reform ihtiyacı (1935): Bu Elliott'un büyük Yuvarlak Masa önerisi olup, kurulacak anayasal kurucu meclisle ABD Britanya imparatorluğu modelinde yeniden örgütlenecektir. Burada bunun, ABD'yi faşizme ya da komünizme kaymaktan kurtaracak tek yol olduğunu söyler. Anafikir eyaletler yerine otonom bölgesel "commonwealth" birimleri oluşturmaktır. Bu birimlerin herbiri ve merkezi hükümet kalıcı bir bürokrasi tarafından yönetilir, seçilmişlerin rolü ikincildir (onları "amatör yönetim" diye niteler). Ekonomi politik bir "Ulusal Konsey"ce yürütülür; konsey ülkenin büyük ekonomik çevrelerinden oluşur bankerler, işçi temsilcileri vs. (ya da diğer sözle seçkinler). Öneri, 1935-38 arası bir seri "Tarımcı" (Agrarian) yazıda "Tarımcılığın temel direklerinden" olarak sunulur.

Modern Devlet, Karl Marx ve Mr. Laski "Southern Review" dergisi (Güz 1935). Burada Elliott başka şeylerle birlikte "milliyetçiliğin" savaş nedeni olduğunu iddia eder, bunun yerine daha "asil mitler" yaratılmalı ve böylece "Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun yaptığı gibi kaostan düzen çıkarılmalıdır.

"Eğer Amerika Faşist Olursa" American Mercury dergisi (Haziran 1938). "Amerikan Anayasal Krizi" William and Mary Koleji, Virginia'daki bir konuşmada herkesin iyiliği için anayasaya son vermekten sözeder.

İnsan Kenti: Dünya Demokrasi Deklarasyonu (1940): Bu bir ortak bildiri olup, H. G. Wells'in "Açık Komplo"sunun (Open Conspiracy) izinde Robert Maynard Hutchins'in koordine ettiği ve Elliott'un yönetim kurulunda bulunduğu bir ortak komitece yayınlanır. Komitede Nashville Tarımcıları, Bertrand Russell ve H.G. Wells'in ajanları, Frankfurt Okulu çevresinden kimseler ve başkaları vardır. Komite ABD'yi savaşa girmeye davet eder; amaç "demokratik bir aristokrasi" altında tek bir dünya imparatorluğu kurmaktır. Kültürel olarak bu tek bir dince kontrol edilecek - demokrasi dini - ve ona tüm diğer kilise, aile ve mahalle dernekleri boyun eğecek ve o tek bir askeri/kanun bekçisi mekanizma tarafından korunacak, amaç "İngiliz kültür hazinesini" korumak olacaktır.

Savaş Zamanı Virginia Quarterely Review (Güz 1941).

İngiliz Commonwealth'i Savaşta (1943). Elliott bu makaleler külliyatını İngiliz İstihbaratı'ndan John Wheeler-Bennett'in ısrarıyla elden geçirir, amaç Amerika'nın Britanya İmparatorluğu'nun yardımına koşmasını sağlamaktır. Katılımcılardan biri, Sir Eric Roll sonra S.G. Warburg'un ve Bank of England'ın müdürü olacaktır.

Barış Zamanı mı? Virginia Quarterely Review (Bahar 1946).

Batı Siyasi Geleneği (1949), Neil McDonald'la ortak eser. Bu Elliott'un Harvard ders kitabıdır; yıllarca Harvard'da tarih ve kültür alanında lisans eğitiminin temel kitabı oldu. Yazılmasında katkıda bulunanlar Carl J. Friedrich, Samuel H. Beer, BrianA. McGrath, Henry Kissinger ve diğerleridir.
Elliott'un kitaptaki kendi makalesi "Kanun Hükmü altında bir Hür Dünya Örgütleyebilir miyiz?" 1946'da Virginia Quarterely Review'da yayınlanan makalesinin elden geçmiş şeklidir. Burada yeni ortaya çıkan nükleer savaş tehlikesini kullanarak derhal bir "Yeni Britanya İmparatorluğu" kurulması gerektiğini söyler. Bu İnsan Şehri (City of Man) ( 4) komitesinin de arzusudur ve bunun için gerekirse tüm insan uygarlığı feda edilebilir. O "komünizmle" çatışmayı, şimdi himayelerinin İslam'la bir çatışmayı teşvik için kullandıkları biçimde tasvir eder:

"Bu yalnız açık düzenin kapalıya karşı savaşı değildir. Bu herkeste olan manevi değerlerin doğasındandır. Hıristiyan ahlakı, sonuçta kişiye asli bir değer atfeder ve bu komünist diktanın "aşkın" statüsüyle uyuşmaz."

"Komünizm" tehlikesinin Yuvarlak Masacıların eski öcüsü olduğu tesbitinden sonra, "milliyetçilik" tehlikesine-özellikle Amerikan, Rus ve Çin - atıfla, ABD'nin "bağımsızlığını ne kadar gerekiyorsa o kadar tesliminin gereklerini tam olarak kabulünü" ister, böylece Batı Avrupa'da ve diğer yerlerde yeterince güç seferber edilerek saldırganlık püskürtülebilir. Bu ... atomun gücüyle dünyaya hükmetmenin kayıtsız şartsız kabulü demektir .... "Eğer Rusya'yı tek bir dünya sistemi altında bize katılmaya zorlayamazsak ... o zaman silahlı güç yolunu seçeriz; nereye giderse gitsin."

Bunun nereye gideceği konusunda da aynı derecede nettir: "Eğer insanlık büyük nüfus merkezlerinde onmilyonlarla yokolmaya gidiyorsa, Karanlık Çağlar yeniden üstümüze çökebilir ve böcekler daha gelişmiş bir hayatı oluşturmak üzere sıralarını alabilir ... Asıl sorun, yarın milliyetçiliği aşacak nasıl bir dünya düzeninin yaratılacağıdır."

Sözünü bağlarken mistik "Epik İbret" yarı-tanrılarına yakarır: "Dünyanın geri kalanı insan ruhunun bu muazzam savaşı için açık bir arena. Meydan okuyuş bir kez daha bizim için epik bir liderlik oluşturmalı ve demokratik dünyamızın epik cevabı verilmelidir."

Seferberlik Planlaması ve Ulusal Güvenlik, 1950-60, Sorunlar ve Konular (1950)

ABD Dış Politikası: Organizasyon ve Kontrolü (1952): Woodrow Wilson Vakfı ve Elliott'un başkanı olduğu Ulusal Planlama Derneği'nce desteklenen bir araştırma grubunca hazırlanan rapor.

Amerikan Dış Politikasının Ekonomi Politiği; Kavramları, Stratejileri ve Sınırları (1955): Woodrow Wilson Vakfı ve Elliott'un başkanı olduğu Ulusal Planlama Derneği'nce desteklenen bir araştırma grubunca hazırlanan rapor.

Amerikan Kültürüne Televizyonun Etkisi (1956)

"Cumhuriyet İçin Bir Yuvarlak Masa" (1968: Bu makale onun "Politikada Pragmatik Başkaldırı" adlı 1968 doktora çalışmasına bir ek olarak hazırlandı. Bu yıl onun akademik kariyerinin sona erişi ve Kissinger'ın Amerikan politikasının çarı olarak kariyerinin başlangıcı oldu.Elliott kendi "Cumhuriyet İçin Yuvarlak Masa"ya 1956'dan beri süren desteğini tekrarlar. Bu "Yuvarlak Masa", diye yazar, "en iyi ilkeleri temsil eden en iyileri" seçecektir. Sözüne devamla, "kaynaklar bularak binlerce vakfımızın özel olarak desteklerini sürdürmesini ve onların yeni kişilerle beslenmesini sağlamalıyız. Bu yeniler bu çok şerefli ve etkin grubun potansiyel üyeleri olacaklardır. Onlar özellikle, eğer denendikten ve kendilerine görevler verilip başarıya ulaştıktan sonra bu şerefe layık olacaklardır. ... Onur ve şerefle, kendini adayan hizmet ve kahramanca bir iradeyle görevler alacaklardır, ne kadar tehlikeli ve zor olursa olsun. Bu Arthur geleneğinin Yuvarlak Masası'nın töresidir. ... Ümidim, Yuvarlak Masaların uluslar arası düzeyde bir ana Özgürlük Yuvarlak Masa'sının etrafında yayılmasıdır. Bunun daha küçük bir modelini iyi seçilmiş seminercilerle Harvard ;Uluslar arası Yaz Seminerlerinde, Yaz Okulu'nu yönettiğim son on yıldır yapıyoruz; Henry Kissinger hayatının büyük bölümünde burada rehberlik etti."

Kaynak: Yarın Dergisi

 

9/11/2009

DÜNYA POLİTAKASINA YÖN VERENLER: GEORGE SOROS

George Soros: Emperyal büyücü, çifte ajan

 

George Soros 1930'da Macaristan'da doğdu. Ailesi aslen Yahudi olsa da köklerinden o kadar uzaklaşmışlardı ki, rahatça Nazi Almanyası'na tatile gidebiliyorlardı.



DÜNYA POLİTİKASINA YÖN VERENLER (V)
Emperyal Büyücü
ÇİFTE AJAN
GEORGE SOROS:


Konu bir narsist kişilik bozukluğu değildir; konu George Soros'un ABD hegemonyasını dünyada uygulayış biçimidir. Soros vakıfları ve finans mekanizmaları Doğu Avrupa ve SSCB'de sosyalizmin çöküşünün kısmi sorumlusudur ve o şimdi gözlerini Çin'e çevirdi. Öte yandan Yugoslavya'yı parçalayan saldırının bir parçasıdır. Kendini bir insansever olarak nitelerken Dolar milyarderi George Soros'un görevi globalizm ve Yeni Dünya Düzeni'nin ideolojik idam ipini sıkmak ve bu sırada da kar etmektir. Soros'un ticari ve "insani" örgütleri gizli, karşıt ve işbirlikçidir. Ve onun ekonomik faaliyetleri sözkonusu olduğunda, kendi tabiriyle vicdanı yoktur, tam ahlakdışı bir düzlemde çalışan bir kapitalisttir.

Yeni bir rüşvet sisteminin mimarı olarak kendini devlet adamlarına takdim etmekte ve onlardan iyi cevaplar almaktadır. Henry Kissinger'a, Vaclav Havel'e, Polonyalı General Wojciech Jaruzelski'ye yakındır. Dalay Lama'yı desteklemektedir; onun ve diğer dostu eski Sovyet lider Mikhail Gorbaçev'in enstitülerinin de merkezi San Francisco'dadır. Soros "Council of Foreign ,Relations"un (CFR - Dışilişkiler Konseyi), World Economic Forum'un (Dünya Ekonomik Forumu) ve Human Rights Watch'ın (Helsinki İnsan Hakları Gözlem Örgütü) ilerigelen üyesidir. 1994'te kendi felsefi "şeyhi" Sir Karl Popper'la görüştükten sonra Soros şirketlerine Orta ve Doğu Avrupa iletişim sektörüne yatırım emrini verdi.

Çek Cumhuriyeti'nin Federal Radyo - Televizyon Kurumu teklifini kabul ederek Radio Free Europe (Hür Avrupa Radyosu) arşivlerini devir ve onlara destek kararı aldı. Soros, arşivleri Prag'a getirtti ve bakımı için 15 milyon Dolardan çok harcadı. Şimdi bir Soros Vakfı, ABD hükümeti ve RFE/RL ile birlikte, CIA'ce oluşturulan Radio Free Europe - Radio Liberty'yi işletmektedir. Faaliyet alanı Kafkaslar ve orta Asya'ya kaymıştır. Soros Open Society Institute'un (Açık Toplum Enstitüsü) kurucu ve destekçisidir. Onun kurduğu International Crisis Group (ICG), diğer şeylerin yanısıra Yugoslavya'nın yıkımından beri Balkanlarda da faaldir. Soros açıkça U.S. Institute of Peace (ABD Barış enstitüsü) ile birlikte çalışmaktadır; bu kuruluş CIA'in açıkta çalışan bir kanadıdır.

Anti-globalizm taraftarları Şubat 2002'de New York'ta Waldorf Astoria otelinin önünde soğuktan donarken, George Soros içeride Dünya ekonomik Forumu'na hitap ediyordu. Polis göstericileri Park Avenue'daki kafeslere tıkarken, Soros "Açık Toplum"un meziyetlerini göklere çıkartıyordu; Zbigniew Brzezinski, Samuel Huntington, Francis Fukuyama ve diğerleri de ona eşlik ediyordu.

Kim Bu Adam?

George Soros 1930'da Macaristan'da doğdu. Ailesi aslen Yahudi olsa da köklerinden o kadar uzaklaşmışlardı ki, rahatça Nazi Almanyası'na tatile gidebiliyorlardı. Soros Nazi hükmü altında yaşadı, Komünistlerin zaferi ile 1947'de İngiltere'ye geçti. Burada Soros, London School of Economics'te Filozof Karl Popper'ın öğrencisi oldu. Popper aşırı bir antikomünist ideologdu ve onun öğretileri Soros'un siyasi eğilimlerinin temelini oluşturdu. Soros'un yazdığı hiçbir kitap ya da makale, yaptığı hiçbir konuşma yoktur ki, Popper'dan bir etki yansıtmasın.

1965'te Sir olan Popper "Açık Toplum" sloganını icat etti; bu Soros'un Açık Toplum Vakfı ve Enstitüsü'nde yankısını buldu (Open Society Foundation and ınstitute). Popper'ın takipçileri onun sözlerini gerçek imanlılar gibi tekrarladılar. Popperci felsefe Batılı bireyciliğin şiarı oldu. Soros İngiltere'yi 1956'da terketti ve Wall Street'te iş buldu; burada 1960'ta bir menkul değerler şirketi ("hedge fund") kurdu.
"..menkul değer şirketleri çok zengin insanlara hizmet eder... Genellikle gizli fonlar, genellikle de offshore işlerde kullanılır... astronomik karlar getirir. "Bahis" parasının çapı genellikle sonucu garantiler: 'bir hissenin büyük menkul şirketlerince satın alındığı dedikodusu diğer yatırımcıları da buna sevkeder,' sonuçta alınan hisseler değer kazanır."

Soros 1969'da Quantum Fund'ı organize etti ve dövizlerle oynamaya başladı. 1970'lerde finans faaliyetleri gelişmişti:
"alternatif kısa ve uzun vadeler... Soros, hem gayrimenkul fiyatlarının yükselişinden, hem de düşüşünden kazanıyordu! . 20 yıllık yönetimi boyunca Quantum yılda şaşırtıcı bir %34.5 gelir sağladı. Soros en çok döviz spekülasyonu ile bilinir (ve ondan korkulur)... 1997'de bir devlet başkanı, Malezyalı Mahathir Muhammed tarafından "haydut" olarak tanımlanma şerefine erişti; bu ülkenin parasına spekülatif bir saldırı yapmıştı."
Bu tür gizli finans operasyonlarıyla Soros bir Dolar mültimilyarderi oldu. Şirketlerinin Arjantin, Brezilya ve Meksika'da arazileri, Venezuela'da bankaları var; dünyanın en karlı döviz ve kambiyo işlerini yapıyorlar ve genelde kabul edilen o ki, yüksek makamlardaki dostları onun finans işlerinde yardımcı oluyorlar, hem siyasi hem de maddi kazanç için.

George Soros 1997'de Tayland ekonomisini çökertmekle suçlandı. Bir Taylandlı göstericinin ifadesiyle "Biz George Soros'u bir tür Drakula olarak görüyoruz. O insanların kanını emiyor." Çinliler ona "timsah" diyor, çünkü onun Çin'deki faaliyetleri o kadar doymak bilmezce ve Tayland ile Malezya ekonomilerini silip süpürdü.

Soros bir keresinde İngiliz Sterlini üzerine spekülasyonla bir günde 1 milyar Dolar kazandı (spekülasyon sözünü pek sevmez!). "Sterlin üzerine spekülasyonla İngiliz vergi mükelleflerinin cebini boşaltmakla" suçlandığında şöyle dedi: "Finans piyasalarında spekülasyon yaptığınızda normal bir ticareti bağlayan ahlaki sınırlardan özgürsünüz... Finans piyasalarında benim ahlaki kaygılarım yoktur."

Soros'un sınırsız kişisel servet elde etmek ve başkalarınca hakkında iyi düşünülmek şeklinde şizofrenik istekleri vardır:
"Döviz alım-satımcıları tezgahlarında oturur; üçüncü dünya ülkelerinin dövizlerini çok miktarda alır - satar. Para değeri dalgalanmalarının bu ülkelerde yaşayan insanlara etkisi onların akıllarına gelen bir konu değildir. Gelmemelidir de; yapacak işleri vardır. Eğer durup düşünmeye başlarsak kendimize şunu sormalıyız: Acaba döviz tacirleri ... milyonların hayatını mı yönetiyorlar?"

Soros, George W. Bush'u da petrol şirketi batmak üzereyken kurtardı. Soros Harken Energy Corp.'un sahibiydi ve Bush'un şirketinin batmadan önce hızla gerileyen hisselerini aldı. Geleceğin ABD Başkanı bu işten 1 milyon Dolar nakit ile çıktı. Soros, gerçi "siyasi güç" satın almadığını söyledi. Yine Soros meşum Carlyle Group'un da bir ortağıdır. 1987'de kurulan bu "dünyanın en büyük özel hukuk firması" 12 milyar Dolarlık bir ciroyu yönetir; "idare eski Cumhuriyetçi liderlerden birinin kayyumluğunda yürütülür", bu kimi zaman eski CIA'ci Frank Carlucci, kimi zaman eski CIA başkanı (Baba) George Bush'tur. Carlyle Group karlarının önemli kısmını da silah ticaretinden kazanır.

"İnsansever" Hortlak

1980'de Soros milyonlarca Doları Doğu Avrupa'da sosyalizme karşı harcamaya başladı. Kendisiyle işbirliği yapan kişilere paralar aktardı. İlk başarısı Macaristan'daydı. Macar eğitim ve kültür kurumlarını aldı, bunlarla ülkedeki sosyalist kurumları devre dışı bıraktı. Böylece doğrudan Macar hükümetine bir kanal açtı. Sonra Soros Polonya'ya geçti, CIA güdümündeki Dayanışma'yı finanse etti. Ve aynı yıl Çin'de faaliyete başladı. Sonra SSCB geldi.

Bütün bu ülkelerde CIA faaliyetlerinin de olması tesadüf değildir. CIA'in de amacı Açık Toplum Vakfı ile aynıdır: Sosyalizmi yıkmak. Güney Afrika'da CIA antikomünist muhalifler aradı. Macaristan'da, Polonya'da ve SSCB'de CIA, "National Endowment for Democracy"nin (Milli Demokrasi Derneği), AFL-CIO'nun (Amerikan Federal İşçi Sendikaları), USAID'in ve diğer kurumların açık desteğiyle antikomünistleri organize etti ve destekledi; bunlar Soros'un Açık Toplum Vakfı'nca da gönüllü listesine yazılmışlardı. CIA bu kişilere "birikim" (assets) derdi. Soros'un dediği gibi, "her ülkede bir grup insan farkettim - kimi lider kişiler, diğerleri o kadar bilinmeyenler; bunlar benim görüşlerimi paylaşıyorlardı.."
Soros'un Açık Toplum Vakfı antikomünist Çekler, Sırplar, Rumenler, Macarlar, Hırvatlar, Boşnaklar ve Kosovalılarla konferanslar düzenledi. Onun giderek artan etkisi ABD haberalma sisteminin bir parçası olduğu kuşkularına neden oldu. 1989'da Washington Post gazetesi, ilk kez 1987'de Çin hükümetinin yaptığı, Soros Vakfı'nın Çin'de reform ve dışa açılma ile ilgili faaliyetlerinin CIA bağlantılı olduğu, iddialarına yer verdi.

Hedef Moskova

1990'dan sonra Soros yardımları Rus eğitim sistemini hedef aldı; tüm ülkeye ders kitapları dağıtıldı. Aslında Soros "Açık Toplum" propagandasıyla tüm genç Rus kuşağının beyninin yıkanmasını sağladı. Soros vakıfları Rus finans sisteminin, özelleştirme planlarının ve bu ülkede yabancı yatırımların kontrolünü almak için stratejiler yürütmekle suçlandı. Ruslar Soros'un yargı girişimlerine sert cevap verdi. Soros'un ve diğer Amerikan vakıflarının karşıtları bu manevraların amacının "Rusya'yı, dünyanın tek süpergücüyle başedebilecek bir devlet olmaktan çıkarmak" olduğunu söylediler. Ruslar Soros ve CIA'in bağlantılarından şüphelenmeye başladılar. Para babası Boris Berezovsky "birkaç yıl önce Soros'un bir CIA ajanı olduğunu duyduğumda düşüp bayılacaktım," dedi. Berezovsky'ye göre Soros ve Batı "Rus sermayesinin güçlenmesinden korkuyordu".
Eğer ABD ekonomi ve siyaset eliti Rusya'dan bir ekonomik rekabetten korkuyorsa, onu kontrol etmek için, Rus medyasını, eğitimini, araştırma merkezlerini ve bilimini hakimiyet altına almaktan daha iyi ne yol vardır? 250 milyon Doları "yüksek okul ve üniversite düzeyinde sosyal ve iktisadi bilimler eğitiminin transformasyonu" için harcadıktan sonra Soros 100 milyon Dolar ile International Science Foundation'u (Uluslar arası Bilim Vakfı) kurdu. Rus Federal Karşı İstihbarat Servisi (FSK) Soros'un Rusya'daki vakıflarını "casusluk yapmakla" suçladı. Onlara göre Soros tekbaşına çalışmıyordu; Ford ve Heritage vakıflarından gelen paralar, Harvard, Duke ve Columbia üniversitelerinden destek ve Pentagon ile ABD haberalma servislerinden bağlantılardan oluşan bir sistemin parçasıydı. FSK Soros'un 50.000 Rus bilimadamına para verdiğini bildirdi; böylece Soros binlerce Rus bilimsel buluşu ve teknolojisi ile devlet ve ticari sırları üzerinde kontrol sağlayarak çıkarlarını genişletiyordu.

1995'te Ruslar ABD Dışişleri Bakanlığı görevlisi Fred Cuny'nin Çeçen krizine karışması nedeniyle öfkeye kapıldılar. Cuny'nin görünüşte görevi felaket yardımı idi ama onun ABD çıkarlarını ilgilendiren uluslar arası çatışma bölgelerindeki, ve yanısıra FBI ve CIA'deki geçmişi Amerikan devletine bağlantılarını ortaya koyuyordu. Kaybolmadan önce Cuny Soros Vakfı için çalışıyordu. Çeçenistan'daki şiddet dalgasının genelde Washington'un sıcak baktığı, ve belki de güdümündeki bir politik destabilizasyon kampanyasının sonucu olduğu pek bilinmez. Yazar Tom Clancy için bu değerlendirmeler yeterli olacak ki, bunları birer gerçek olarak "The Sum of All Fears" (Tüm Korkuların Toplamı) adlı çok satan kitabında sundu. Ruslar Cuny'yi bir CIA görevlisi olmak ve bir Çeçen başkaldırısını desteklemekle suçladı. Soros'un Açık Toplum Vakfı ve diğer Soros kuruluşları hala Çeçenistan'da faaldir.

Rusya, Soros'un cebini şişirecek en azından bir operasyona sahne olmuş; olaya Clinton yönetiminden diplomatik görevliler karışmıştır. 1999'da Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, 500 milyon Dolarlık bir ABD Exim Bank kredisinin Rus şirketi Tyumen Oil'a verilmesini engelledi; gerekçe bunun ABD milli çıkarlarına aykırı oluşuydu. Tyumen Amerikan malı petrol ekipmanı ve hizmetlerini Dick Cheney'in Halliburton Şirketi'nden ve, Bloomfield New Jersey'deki ABB Lummus Global'dan almak istiyordu. George Soros ise Tyumen'in almak istediği bir şirketin ortağı idi. Soros ve BP Amoco bu işlemi durdurmak için lobi yaptı ve Albright araya girmek zorunda kaldı.

Sol Antisosyalizmi Beslemek

Soros'un Açık Toplum Enstitüsü'nün her delikte bir parmağı vardır. Onun direktörler kurulu, adeta "Soğuk Savaşta ve Yeni Dünya Düzeninde Kim Kimdir" kitabı gibidir. Paul Goble, İletişim Direktörü ve eski Radio Free Europe'un şef politik yorumcusudur. Herbert Okun, Nixon yönetiminin dışişlerinde hizmet etmiş ve Henry Kissinger'a haberalma danışmanlığı yapmıştır. Kati Marton, eski Clinton yönetimi dönemi Yugoslavya'daki BM temsilcisi Richard Holbrooke'un eşidir. Marton, Soros'un desteklediği B-92 Radyosu için lobicilik yapmıştır; bu radyo National endowment for Democracy'nin de bir projesidir (başka bir CIA yan kuruluşu); Yugoslav hükümetini devirmekte etkili olmuştur.

Helsinki Watch

Soros, Açık Toplum Vakfı'nı kurduğunda liberal ermiş Aryeh Neier'ı yönetime geçirdi. Neier, Helsinki Watch'ın da başkanıydı; burası antikomünist eğilimli bir insan hakları örgütüdür. 1993'te Açık Toplum Vakfı, Açık Toplum Enstitüsü oldu.
Helsinki Watch, 1975'te Human Rights Watch (İnsan Hakları Gözlem Örgütü) olmuştu. Soros şu sıra onun Amerikalar, Doğu Avrupa ve orta Asya danışman heyetlerindedir; ve onun Açık Toplum Enstitüsü sponsorlar listesinde yeralır. Soros Helsinki Watch ile daimi ilişkiler içindedir; ve Neier düzenli olarak "The Nation" dergisine yazılar yazar; ama Soros'tan bordrolu olduğu bilinmez.

Soros Helsinki Watch ile ilişkisini saklamak için elinden geleni yapar. Sadece programları finanse ederek planladığını ve yürüttüğünü söyler; ama onlar yürütücüsünün felsefesinden uzakta değillerdir. Helsinki Watch ve Açık Toplum birbirine yakındır. Görüşlerinde pek fark yoktur. Tabii ki, başka kurumlar da bu kurumu finanse etmektedir; ama Soros ideolojisi burada hakimdir.

George Soros'un faaliyetleri 1983'te National; Endowment for Democracy'nin kurucusu Allen Weinstein tarafından kurulan bir yapının çerçevesi içine düşer. Weinstein, "bugün bizim açıkça yaptıklarımız 25 yıl önce CIA'ce gizlice yapılıyordu," der. Soros, tam da bu istihbarat yapısı içinde çalışmaktadır. CIA'in 1960'ta Laos'ta faal uyuşturucu kaçakçılarından, ya da Afganistan'daki "Mücahitlerin" esrar ticaretinden kar ederken CIA görevlerini yerine getirmesinden biraz farkı vardır. O, diğer piyonlardan çok daha fazla parayı yönlendirmekte (ve kazanmakta) ve işinin çoğunu da günışığında yapmaktadır. İçtenlikle söylediğine bakılırsa görevi hasar giderimi yaparak ABD dışpolitikasına meşruiyet kazandırmaktır. Bugün Amerikan merkez solunda kendini değerlendiren birçok kişi toplumun sosyalist bir dönüşümünden ümitsizdir. Böylece Soros'un "desantralizasyon modeli" ya da "adım adım" bir "negatif ütiliteryanizme (kullanışçılık) yaklaşarak, sefaleti azaltma" anlayışı, ki bu Popper felsefesiydi, onlara çekici geliyor. Soros bir Açık Toplum araştırması düzenlettirerek Kaliforniya ve Arizona'daki uyuşturucu yasalarının gevşetilmesini destekledi. Soros uyuşturucunun tam serbest olması taraftarıdır; yani bu sayede artık sefaletinizin farkında olmazsınız. Soros fırsat eşitliği ile aldatır. Sosyal seviyesi yüksek Sosyal demokratlar Soros'un desteğini kabul eder ve kapitalizm içindeki sivil haklara inanır. Bu gibiler için Soros'un ticari faaliyetlerinin korkunç sonuçlarını (dünyanın heryerinde insanların fakirleşmesi) onun insani faaliyetleri affettirir. Benzer şekilde, ABD içinden - dışından liberal-sol aydınlar "Açık Toplum" fikrinin cazibesine kapılırlar, tabii parasal desteğin de.

ABD'deki Yeni Sol bir sosyal demokrat harekettir. Kesinlikle anti-Sovyettir ve Doğu Avrupa ve SSCB çöktüğünde onların çok azı sosyalist sistemlerin yıkımına karşı çıktı. Yeni Sol Doğu Avrupa ve Orta Asya'da milyonların işlerini, evlerini, eğitim haklarını, sağlık hizmetlerini ve kültürel gelişim imkanlarını kaybetmelerine ne üzüldü ne de bunu protesto etti. Çoğu, CIA ya da National Endowment of Democracy veya the Open Society Fund gibi kimi "NGO"ların sosyalizmin yıkımındaki aktif rollerini küçümsedi. Bu insanlar zannettiler ki, Batı'nın 1917'den beri SSCB'yi yıkmaktaki kararlılığının Sovyetlerin çöküşüyle ilgisi yoktur. . Onlara göre sosyalizm kendi inanırlığını yitirmişti, çünkü yanlıştı.

İhtilallere gelince, Mozambik, Angola, Nikaragua ya da El Salvador'dakiler işbirlikçi güçlerce yıkıldı ya da göstermelik "seçimlerle" durduruldu; Yeni Sol pragmatikleri ise omuz silktiler ve arkalarını döndüler. Yeni Sol'un, bazan Amerikan dışpolitikasının Sovyetler sonrası dünyadaki mekanizmalarını kasten görmezden geldiği görünüyor
Hırvatistan'da siyasi faaliyetleri olan Bogdan Denitch, Açık Toplum Enstitüsü'nde faal bir kişi idi ve fonlar aldı. Denitch, Hırvatistan'dan Sırpların etnik temizliğini, NATO'nun Bosna ve Yugoslavya'yı bombalamasını, hatta Yugoslavya'nın karadan işgalini savundu. Denitch, Amerikan Demokratik Sosyalistlerinin kurucusu ve uzun süre başkanıydı. Bu önemli bir liberal sol Amerikan grubuydu. O uzun süre prestijli Sosyalist Bilimadamları (Socialist Scholars) Konferansı'nın da başkanlığını yaptı. Bu kanalla birçok kişinin NATO'nun genişlemesine olumlu bakmasını sağladı. Soros'un yardım yönelttiği diğer yerler "Refuse and Resist the ACLU" (Amerikan Sivil Özgürlükler Birliğine Direniş ve Red) Örgütü, ve bir kısım diğer liberal kurumlardır. Soros listesine "New School for Social Research", New York (Yeni Sosyal Araştırmalar Okulu) gibi yeni renkler de ekledi; burası uzun süredir sol aydınların tercihi bir akademiydi. Şimdi Burada Orta ve Doğu Avrupa programlarını destekliyor.

Nikaragua'daki devrimden etkilenen birçok solcu üzüntüyle 1990'da Violetta Chamorro'nun Sandinistaları seçim yenilgisine uğratmasını kabul etti. Birçok Nikaragua'ya yardım kuruluşu bundan sonra dağıldı. Belki Yeni Sol, Michael Kozak'ın yükselen yıldızından birşeyler öğrenebilirdi. O Nikaragua, Panama ve Haiti'de başa sempatik liderler geçirmek, ve Küba'yı baltalamak hedefli ve Washington üslü bir kampanyanın kıdemlilerindendi. Burada Havana'daki ABD çıkarları ile ilgili bir büronun müdürlüğünü yürüttü.
Nikaragua Chamorro'nun zaferini organize ettikten sonra, Kozak Beyaz Rusya'ya geçti ve ABD büyükelçisi oldu. Kozak, Soros'ça desteklenen "Internet Access and Training Program"da (IATP - İnternet erişimi ve eğitim programı) çalıştı. Bu program Beyaz Rusya'da geleceğin liderlerini yaratmakla meşguldü. Aynı program eşzamanlı şekilde Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Özbekistan'da uygulandı. IATP, ABD Dışişleri'nin açık desteğiyle yürütüldü. Çok şükür ki Beyaz Rusya, Kozak ve Soros Açık Toplum Vakfı/ABD Dışişleri güruhunu ülkeden kovdu. Aleksandr Lukaşenko hükümeti keşfetti ki, Minsk'e gelmeden 4 yıl önce Kozak, on milyonlarca Doların Beyaz Rus muhalefetine akıtılmasını sağlamıştı. Kozak bir birleşik muhalefet cephesi kuruyor, web sitelerine, gazetelere ve piar şirketlerine para veriyor ve Yugoslav Otpor'una benzer öğrenci direniş hareketini eğitiyordu. Kozak, Otpor liderlerine Beyaz Rus muhalifleri eğitme görevi verdi. 11 Eylül 2001'den kısa süre önce ABD, Başkan Aleksandr Lukaşenko'ya karşı bir karalama kampanyası başlatıyordu. Lukaşenko'yu karalama şu sıra "terörizme karşı savaşla" birlikte yürütülüyor.

OSI (Açık Toplum V.) ve HRW (Helsinki W.) kanalıyla Soros, Belgrad'daki B-92 Radyosu'nun ana sponsorlarından oldu. Soros Otpor'a da para verdi; bu örgüt 5 Ekim 2000 darbesinde "para valizleri" aldı ve Yugoslav hükümeti devrildi. İnsan Hakları Gözlem örgütü (Helsinki) bunun akabinde Slobodan Miloşeviç'in kaçırılmasını ve Lahey'deki mahkemesini, onun hakları üzerine hiçbirşey söylemeyerek meşrulaştırdı. Bu illegal mahkemenin başkanı Louise Arbour şu sıra Soros'un Uluslar arası Kriz Grubu yönetim kurulundadır. Açık Toplum/Helsinki çetesi şimdi Makedonya'da çalışmakta ve buna "uygarlaştırma misyonunun" bir parçası demektedir. Bu cumhuriyetin de Yugoslavya'nın parçalanmasını tamamlamak için "kurtarılmasını" bekleyin.

Gücün Vekilleri

Soros, aslında kendi insani felsefesinin ahlaka uygun, bunun için para kazanma işinin ahlak dışı olduğunu söylemektedir. Ancak Soros'ça desteklenen NGO'larda çalışanların önünde açık ve tutarlı bir gündem vardır. Soros'un en etkili kurumlarından International Crisis Group (1986'da kuruldu) siyaset ve iş aleminin merkezinden kimi isimlerce yönetilmektedir. Yönetim kurulunda Zbigniew Brzezinski, Morton Abramowitz, eski ABD dışişleri bakan yardımcısı ve eski NATO Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanı Wesley Clark, eski ABD Milli Güvenlik danışmanı Richard Allen vardır. Allen'ın Nixon'un Milli Güvenlik Kurulu'ndan "Henry Kissinger'ı fazla liberal bulduğu için" istifa ettiğini, Oliver North'u(1) Reagan'ın Milli Güvenlik Kurulu'na önerdiğini ve İran Contra skandalında İran'a rehineler karşılığı füze pazarlığında rol aldığını not düşelim Bu kişiler için "sınırlı çatışma" ABD'nin dünya insan ve kaynakları üzerindeki kontrolünün diğer adıdır.

1980 ve 90'larda, Reagan Doktrini zamanında, ABD'nin Afrika, Latin Amerika, Karayipler ve Asya'daki gizli-açık operasyonları hazırlanıyordu. Soros bunların birçoğunda faaldi; "müstakbel devrimcilerin" satın alınmasından politikacıların, aydınların ve devrimci dalga geçtikten sonra iktidarda kalan kim varsa "sübvansiyonuna" kadar uğraşıyordu. James Petras diyor ki:
"1980'lerin başında neoliberal yönetici elitin akıllı kesimi, politikalarının toplumu kutuplaştırdığını ve geniş çaplı sosyal rahatsızlık doğurduğunu farkettikten sonra, neoliberal politikacılar "aşağıdan" bir paralel strateji başlatıp desteklediler; bu anlamda "kendiliğinden" ve "anti devletçi" ideoloji sahibi kuruluşlara yardım ederek, potansiyel çatışma tehlikesi taşıyan kesimlere sızdılar ve bir "sosyal tampon" oluşturdular. Bu örgütler parasal olarak neoliberal kaynaklara bağlı olup doğrudan yerel liderlerin etrafındaki sosyopolitik hareketler ve eylem komiteleriyle rekabete sokuldular. 1990'larda bu örgütler (NGO, "hükümet dışı" diye adlandırıldılar) binlerceyi bulmuştu ve tüm dünyada toplam 4 milyar Doları bulan yardım alıyorlardı."

"Underwriting Democracy" adlı kitabında Soros "Doğu Avrupa'nın Amerikanlaşması" ile övünür. Ona göre, onun eğitim programları ile artık bir Sorosçu genç liderler kadrosu yoldadır. Bu Soros Vakfı eğitimli genç insanlar "nüfuz ajanları" olarak işlev görecektir. Onların Akıcı dil yetenekleri, ve hedef ülkelerde bürokratik merdivenleri tırmanmaya başlamaları sayesinde bu gönüllü askerler felsefi açıdan Batılı çokuluslu şirketlerin giriş yollarını temizleyeceklerdir.

Meslekten diplomat Herbert Okun (şimdi Helsinki Watch'ın Avrupa Komitesi'ndedir) George Soros'la birlikte bir seri ABD Dışişleri bağlantılı kurumla ilişki içindedir; bunlar arasında USAID'den Rockefeller Vakfı'nca desteklenen Trilateral Komisyon'a kadar kurumlar vardır. 1990'dan 97'ye dek Okun, "Finans Hizmetleri Gönüllüler Teşkilatı" (Finance Services Volunteer Corps) denen birşeyin başkanıydı; bu kurum USAID'in alt kuruluşudur; amacı "eski komünist ülkelerde serbest Pazar finans sistemlerinin yerleşimine yardımdır". George Soros, dünya ekonomisini devralmaya çalışan diğer kapitalistlerle tam uyum içindedir.

Kâr Amacı Gütmeden Kâr

Soros, döviz spekülatörü olarak çalıştığı ülkelerde insani amaçlar gütmediğini söylemektedir. Ama Soros sık sık bu türden bağlantılarından da yatırım amaçlı yararlanmaktadır. ICC'nin bir araştırması, ve, Kosova Geçici BM Yönetimi şefi Bernard Kouchner'in yardımı sayesinde, Soros Balkanlardaki en kârlı maden ocağını almak istedi.

Eylül 2000'de, Yugoslav seçimlerinden önce Trepca madenlerini bir an önce almak için, Kouchner bu madenden yayılan kurşunun çevre standartlarını aştığını açıkladı. Aynı kişinin, NATO Yugoslavya'yı seyrelmiş Uranyumlu mermilerle bombalar ve 100,000 ton (kg olmalı, ç.n.) kanser yapıcı madde havaya, suya, toprağa karışırken bunu alkışladığını bilmek hayret vericidir. Ama Kouchner kendi işine bakıyordu ve madenler "sağlık nedeniyle" kapatıldı. Soros 150 milyon Dolar vererek Trepca'nın altın, gümüş, kurşun, çinko ve kadmiyum madenlerini almak istedi; tesisin değeri 5 milyar Dolardı.
Bulgaristan "serbest Pazar" kaosu içinde çökerken Soros sinekten yağ çıkarmaya bakıyordu; Reuters 2001 başlarında şu haberi verdi:
"Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası" (EBRD - European Bank of Reconstruction and Development) (Bulgar ileri teknoloji şirketi) Bila'ya 3 milyon Dolar kredi verdi. Bu şirket, orta ve Doğu Avrupa'daki teknoloji şirketleri için hazırlanmış 300 milyon Dolarlık bir kredi diliminden ilk yararlanan kurum olacak... Bir 3 milyon Dolar da Amerikan Argus Capital Partners'tan geliyor; kredi sponsoru Prudential Insurance Company of America ve çalışma alanı Orta - Doğu Avrupa ... Soros, Rila'ya yaptığı önce 3 milyon Dolarlık ve sonra 1 milyon Dolarlık yatırımla yine en büyük hissedar olarak kaldı."

Konulara Hakimiyet

Soros'un insansever görüntüsü ona, kimlerin kurban kimlerin suçlu olduğu tartışmaları patladığında uluslar arası kamuoyunu yönlendirme gücü veriyor. Diğer NGO'lar gibi, Soros'un borazanı Helsinki Watch da birçok bağımsız ve organize emekçi sınıf hareketini görmezden geliyor.
Kolombiya'da işçi liderleri rutin olarak ABD güdümlü hükümetle işbirliği içindeki paramiliterlerce katledilmektedir. Bu kişilerin geldiği sendikalar neoliberal ekonomiye karşı olduklarından Helsinki Watch bu konuda fazla ses çıkarmaz. Bu yılın Nisanı'nda Helsinki Watch'tan Jose Vivanco ABD Senatosu'nda "Plan Kolombiya" lehine ifade verdi:
"Kolombiyalılar insan hakları ve demokrasiye bağlıdırlar ve yardıma muhtaçlar. Helsinki Watch'ın ABD ile temel bir sorunu yoktur." Helsinki Watch, devlet terörü, fakirlik ve istismara karşı savaşan Kolombiyalı gerillaları ABD destekli silahlı güçler ve paramiliter idam mangalarıyla aynı kefeye koymaktadır. Helsinki Watch, görevi mülkiyet hakları ve ekonomik statükoyu korumak olan Pastrana hükümeti ve onun ordusunu haklı görmektedir. Helsinki Watch'a göre (bile ç.) sivil ölümlerinin %50'si hükümetin göz yumduğu idam mangalarının işidir. Gerçek rakam %80'dir.
Helsinki Watch aynı şekilde 2002'de Uribe hükümetinin seçimini de onayladı. Uribe ABD'nin Latin Amerika'da desteklediği diktatörler kuşağından kalmadır; gerçi "seçilmiştir", ama Helsinki Watch çoğunluğun seçimi boykot ettiğinden sözetmez.

Karayiplerdeki Küba başka bir neoliberalizm karşıtı olup Helsinki Watch tarafından karalanmıştır. Yanıbaşındaki Haiti'de Soros destekli faaliyetler Duvalier rejiminin devrilmesinden sonra oluşan popüler hareketleri silmiş, Haiti'nin ilk demokratik lideri Jean Bertrand Aristide'i baltalamıştır. Helsinki Watch'tan Ken Roth, ABD'nin Aristide'i "demokrasi dışı" nitelemelerine katılmıştır. Kendi "demokrasi" anlayışlarını göstermek için Soros vakıfları Haiti'deki faaliyetlerini diğer ABD faaliyetlerine gizlice katmaktadır; örneğin USAID'in FRAPH ile ilişkili kişileri desteklemesi gibi. FRAPH meşum CIA destekli idam mangalarının adıdır; onlar "Bebe Doc" Duvalier'in düşüşünden beri ülkede terör estirmekteler.

Helsinki Watch'ın web sitesinde, Direktör Roth ABD'yi Çin'e karşı daha sert çıkmamakla eleştirmektedir. Roth'un faaliyetleri arasında Tibet özgürlük Konserinin organizasyonu da vardır; bu gezgin bir propaganda topluluğu olup, ünlü rock'çılarla birlikte ABD'yi dolaşmış ve gençleri Çin'e karşı Tibet'i desteklemeye çağırmıştır. Tibet, yıllardır CIA gündemindeki ana dosyalardan biridir.
Roth, geçenlerde petrolce zengin Sincan'da Çin kontrolüne karşı çıktı. Sömürgeci "böl ve yönet" anlayışıyla Roth, kimi Uygur etnik azınlık gruplarını Kosova'daki ABD/NATO müdahalesinin onlar için de iyi bir örnek olduğu konusunda iknaya çalıştı. Ağustos 2002'de ABD hükümeti de bu çabaya destek verdi.
ABD'nin bu bölgedeki projeleri açıkça New York Times'ta Sincan üzerine yayınlanan bir makalede tasvir edilmiş; burada Uygurlar "bir Müslüman azınlık olup huzursuz bir Çin egemenliği yaşamaktadırlar" denmiştir. Onlar "Yugoslavya'daki NATO bombardımanından çok etkilenmişler, kimi bunu Kosova'daki müslümanların kurtarılması olarak kutlamıştır; kendileri de benzer bir kurtarılışın hayalini kurmaktadırlar" denmiştir. The New York Times yazısı "Sincan'da son bulunan petrol rezervleri burasını uluslararası ticaret açısından çok çekici kılmaktadır" notu düşülmekte ve bir yandan da "buranın yerli halkı Tibetlilere benzer" görülmektedir.

Sayı Sayamamak

Soros örgütleri rakam tesbitlerinde, gerçekten gerçekle ilgilerini kesmiş gibidirler. Örneğin Helsinki Watch 500 kişinin (2000 değil) Yugoslavya'ya NATO bombardımanlarında öldüğünü söylerler. Afganistan'a Amerikan saldırısında da 4000 değil 350 kişi ölmüştür. 1989'da ABD Panama'yı bombaladığında Helsinki Watch raporunun giriş bölümünde "Manuel Noriega'nın devrilmesi... ve demokratik Başkan Guillermo Endera hükümetinin kuruluşu Panama'ya çok ümitler getirmiştir..." der. Rapor ölü sayısından bahsetmez.

Helsinki Watch Bosna'ya NATO saldırısının temellerini 1993'te sahte tecavüz ve soykırım haberleriyle attı. Bu politik histeri doğurma taktiği ABD için kendi Balkan siyasetini uygulamakta gerekliydi. 1999'da, Helsinki Watch Yugoslavya'ya NATO saldırısı için propaganda gücü olarak çalışırken bu tekrarlandı. Soros'un "kanun hakimiyeti" palavralarının çoğu unutulmuştu. ABD ve NATO kendi kanunu yaptı, George Soros'un kurumları bunu destekledi. 11 Eylül 2001'le bu devam etti. Bu sefer konu Dünya Ticaret Merkezi'nde ölen 2801 kişiydi. CFR (Dışişleri Konseyi) 6 Kasım 2001'de toplandı ve bir "büyük kamuoyuna dönük kampanya" planladı. CFR, bir "Amerika'nın Teröre Cevabı İçin Bağımsız Görev Gücü" oluşturdu; Soros, Richard Holbrooke, Newton Gingrich, John Shalikashvili'nin (eski ABD Genelkurmay Başkanı) ve diğer etkili kişilerin katılımıyla DTÖ'de ölenler ABD dış politikasına malzeme yapıldı. CFR raporu teröre karşı savaş öngörüyordu. George Soros'un parmak izleri kampanyanın heryerinde vardı:
"Yüksek düzey ABD memurlarının dost Arap ve diğer Müslüman ülke hükümetlerine 11 Eylül olaylarının kınanması için baskı yapmasını sağlayın, öte yandan da ABD antiterör kampanyasının mantık ve hedeflerini de kollayın. Eğer hükümetleri sessiz kalırsa Ortadoğu ve Güneydoğu Asyalıların çoğunu hiçbirzaman haklılığımıza ikna edemeyiz. Onların bu açıklamaları nedeniyle eleştirilmelerini engellemeli ve onların yanımızda ses vermelerini sağlamalıyız... Boşnak, Arnavut ve Türkleri, ABD'nin Kosova'da 1995-99'da Bosnalı ve Kosovalı müslümanları nasıl kurtardığını ve dünyanın her yerindeki müslümanlarla sıkı ve uzun vadeli ilişkilerimizi diğer kişilere anlatmaları için teşvik edin. Yerel aydınlar ve gazetecileri işe katın, görüşlerine bakmayın. Yerel basını yakından izleyin ve hücumlara hemen cevap verin... Amaç ve hedeflerimizi konuştuğunuzda sürekli kurbanlara (özellikle adlarını vererek ve böylece onları somutlaştırarak) atıf yapın."

Soros'un Sayı Sanatı: ABD Dış Politikasına Destek ve Savunma İçin Saymak

Soros, Dünya kapitalist sistemindeki gerilemeden çok endişelidir ve bu konuda hemen birşeyler yapmak ister. Geçenlerde şöyle dedi: "Şimdiden nihai krizin adımlarını farkediyorum... Yerli siyasi hareketler çıkacak ve onlar çokuluslu şirket mülklerine el koyarak "Milli" serveti geri alacak."

Soros Birleşmiş Milletler'i devre dışı bırakmak için ciddi bir plan önermektedir. Önerisi, "Dünya demokrasilerinin liderliği ele alması ve BM olsun - olmasın işleyecek bir global ittifaklar sistemi kurması"dır. Eğer deli olsaydı, kriz geçirdiğine hükmedebilirdiniz. Ama gerçek şu ki, Soros'un "Birleşmiş Milletler yapısal olarak kendi anayasasının girişinde yazan vaadleri yerine getirebilecek durumda değil," saptaması, American Enterprise Institute gibi bir seri reaksiyoner kurumun görüşünü yansıtmaktadır. Birçok muhafazakar Soros şebekesine sol-kanat gözüyle baksa da, ABD'nin BM ile ilişkilerinde Soros, örneğin John R. Bolton (Silahlanma Kontrolü ve uluslar arası Güvenlik Dairesi'nden sorumlu Dışişleri bakan yardımcısı), gibileriyle aynı tarafa düşer. Bolton "Kongre'deki birçok Cumhuriyetçi artık BM sistemine zırnık dahi ödenmemeli fikrindedir" demiştir. BM'e karşı onyıllardır süregelen bir sağ kampanya vardır. Şimdi bunu Soros götürüyor. Çeşitli Soros web sitelerinde BM'in çok zengin, bilgi konusunda ketum, ya da dünyayı (Soros'un istediği gibi - çev.) yönetmeye yakışmayacak işlere bulaşmış olduğu gibi eleştirilere rastlarsınız.
The Nation yazarları bile, bu konuyu iyi bilirlerken Soros etkisinde kalmışlardır. Örneğin William Greider, geçenlerde Soros'un eleştirilerinde bir haklılık payı bulmuş ve BM'in artık "bayağı diktatörler ve totaliterlerin buluşma yeri olmaktan ve eşit ortaklar gibi muamele görmekten çıkarılmasını" istemiştir. Bu tür Batı merkezci ırkçılık tam Soros'a uygundur. Ona göre BM'in Dünya'yı idare etmesi global güzeyde Faşizmdir. Batılı "ilericiler" Soros'a gereğinden çok yüz vermişlerdir; ve herhalde Greider de artık bu faşizm konusunu aşırı, haksız ve sinirlendirici bulur.
Ama yine de Soros'un şu söylediklerini dinleyelim: "Eski Roma'da yalnız Romalılar oy kullanırdı. Modern global kapitalizmde de yalnız Amerikalılar oy kullanabilir; Brezilyalılar oy kullanmaz."

Covert Action Quarterly
(yazı, shamireaders@yahoogroups.com adresinden alınmıştır)

Çevirenin Notu: *Heather COTTİN Amerikan liberal-Sol çevrelerinden bir yazar olup, kimi görüşleri okuyucularca aşırı bulunabilir. Ancak aktardığı bilgiler yine de önemlidir.)
*Yarbay Oliver NORTH: İran - Contra Skandalının kilit ismi

Tercüme: Altay Ünaltay

Kaynak: Yarın Dergisi

 

9/11/2009

DÜNYA POLİTİKASINA YÖN VERENLER: HENRY KISSINGER

Dünya Politikasına Yön Verenler-IV: Henry KİSSİNGER

 

Kariyeri boyunca William Yandell Elliott'un bir çömezi olarak ve ona sadakatle Kissinger bir İngiliz ajanı olarak çalıştı ve bunu itiraf da etti



DÜNYA POLİTİKASINA YÖN VERENLER

Sir Henry Alfred Kissinger

Ünvanları: Knight Commander of St. Michael and St. George

İlk Yılları: 27 Mayıs 1927'de Fürth, Almanya'da doğdu. Louis ve Paula (Stern) Kissinger'ın oğullarıdır. 2. Dünya Savaşı'ndan önce İngiltere üzerinden ailesiyle ABD'ye göçtü; 1943'te vatandaşlığa kabul edildi.

Askeri hizmeti: 1943-46 arası ABD ordusunda hizmet etti; burada ilk rehberi Fritz Kraemer'la karşılaştı; Kraemer AUS Karşı istihbarat Birliği'ndendi (AUS Counterintelligence Corps - CIC); Kissinger'dan şefkatle "benim küçük Yahudim" diye bahsederdi. Kissinger Ordu Özel Eğitim Programı'na katıldı; bu programla işgal Almanyası'nı yönetecek ekip yetiştirildi. Kraemer, Kissinger için Haberalma Servisi (Intelligence Division) merkezinde bir danışmanlık görevi ayarladı. İşgal Almanyası'ndaki bir köyde kısa bir görevden sonra Kraemer Kissinger'ı Oberammergau'daki Avrupa Karargah Haberalma Okulu'na (European Command Intelligence School) gönderdi. Burası İngiliz Wilton Park "yeniden eğitim" projesinin bir devamı idi; buradan İngilizler bir seri ajan kaydederek işgal Almanyası'nda önemli görevlere getirdiler. O dönem Wilton Park'ın başında Heinz Koeppler vardı; o aynı zamanda İngiliz Dışişleri, Siyasi İstihbarat Dairesi, Psikolojik Savaş Bürosu'nun da (Psychological Warfare Division, Political Intelligence Division, British Foreign Office) başkanıydı.

Ailesi: İlk evliliği Ann Fleischer'la 1949'da, iki çocuğu oldu: Elizabeth ve David; 1964'te boşandı, ikinci evliliği 30 Mart 1974'te Nancy Maginnes'le, Maginnes David Rockefeller'ın eski başkan yardımcısı idi.

Eğitimi: Fritz Kraemer ona "bir centilmen devlet okuluna gitmez" dedikten sonra Kissinger Harvard Üniversitesi'ne girişi kazandı; 1950'de "A.B. summa cum laude" derecesini aldı. 1952'de M.A., 1954'te Ph.D. derecelerini aldı. Tez danışmanı William Yandell Elliott ile Kissinger 300 sayfalık bir çalışma hazırladı: "Tarihin anlamı: Spengler, Toynbee ve Kant Üzerine Denemeler" (The Meaning of History: Reflections on Spengler, Toynbee and Kant).

Öğrenimi sırasında Kissinger bir Londra'daki Tavistock Enstitüsü'nün bir "grup terapi" programına gönderildi; program direktörü H.V. Dicks 2. Dünya Savaşı'nda İngiliz faaliyetleri için "delilik doktrini"ni (madness doctrine) geliştirmişti; o sıra Psikolojik Harp Araştırmaları, Müttefik araştırma Kuvvetleri'nde (Psychological Warfare Studies, Supreme Headquarters of the Allied Expeditionary Forces) başkan olarak çalışıyordu. Anlaşılan Tavistock'un beyin yıkama oturumlarının etkisiyle Kissinger "güvenli irrasyonellik" (credible irrationality) doktrinini benimsedi; bu SSCB'ye karşı taktik nükleer savaş ın temeli olacaktı.

Görevleri:
" William Yandell Elliott'un yönetiminde Kissinger Harvard Uluslar arası Semineri'nin (Harvard International Seminar) direktörü oldu (1951 - 69). Kissinger Seminer'in yayın organı "Confluence, An International Forum"un editörlüğünü de yaptı. Bu dergi 1951'de kuruldu, 1958'de kapandı. Harvard Uluslar arası Semineri Wilton Park modelini örnek alıyor ve geleceğin sayısız lider adayları indoktrine ediliyor ve Anglo-amerikan "etki ajanları" olarak kaydediliyordu.

"Confluence" Elliott tarafından "novus nascitur ordo" ("yeni bir düzen doğdu") sloganıyla kuruldu; bu H.G. Wells'in 1928'deki "Açık Komplosu"na açık bir gönderme idi. Yayın aynı zamanda Smith Richardson ve Ford vakıflarınca da (John McCloy başkanlığında) desteklendi. Danışman heyetinde başka bir Elliott çömezi olan McGeorge Bundy de bulunuyordu. Derginin 1956'daki iki nüshası, Ku Klux Klan'cı ve "Wells'ci demokrat" Başkan Woodrow Wilson'a ayrıldı. Diğer yazarlar arasında İngiliz faşisti Enoch Powell'dan Karl Jaspers'a (faşizmin ideologlarından Friedrich Nietzsche'yi çok propaganda etmiştir) dek herkes vardı.

" Elliott'un yardımıyla Kissinger bir seri ulusal güvenlik örgütünde göreve sokuldu; bunlar arasında Operasyon Araştırma Daire (Operation's Research Office) danışmanlığı (1950-61), Psikolojik Strateji Kurul (Psychological Strategy Board) Başkanlık danışmanlığı (1952), Operasyon Eşgüdüm Kurulu (Operations Coordinating Board) danışmanlığı (1955), ve Silah Sistemleri Değerlendirme Grubu (the Weapons Systems Evaluation Group) danışmanlığı (1959-60) vardır.
" Kissinger, New York Dış ilişkiler Konseyi (New York Council of Foreign Relations) başkanı John McCloy'un ve CFR (Council of Foreign Relations - Dış ilişkiler Konseyi) üyesi McGeorge Bundy himayesinde CFR'nin Nükleer Silahlar ve Dış Politika Görev Gücü'nde (Nuclear Weapons and Foreign Policy Task Force) görev aldı.
" Hükümet Dairesi, Uluslararası İlişkiler Merkezi, Harvard Üniversitesi'nde (Department of Government, Center for International Affairs, Harvard University) üyeydi (1954-69). Sıksık merkez direktörü Robert Bowie ile çekişir ve bölüm profesörlerince "Kissassinger" (İng. "kiss ass": kıç öpmek) olarak nitelenirdi. Aynı zamanda Kissinger Harvard siyaset yardımcı profesörüydü (1959-69); 1962'de profesör oldu ve 1969'a kadar görev aldı. Onun Uluslar arası ilişkiler Merkezi'ndeki görevi Harvard'daki işini garantiye aldı - kimi üst düzey yönetim itirazlarına rağmen. Elliott ve Bundy (o sıra Harvard'da dekan) muhalefeti aşmakta yardımcı oldular.
" Özel Araştırmalar Projesi (Special Studies Project), Rockefeller Brothers Fund, Inc.'de direktörlük (1956-58).
" Dışişleri Bakanlığı'nda danışmanlık (1956-69).
" Kissinger ulusal Güvenlik Kurulu'nda göreve Başkan Ulusal Güvenlik İşleri Yardımcısı McGeorge Bundy'nin danışmanı olarak başladı (1961), ama sonra Başkan John F. Kennedy'nin emriyle işten atıldı, çünkü o yıl Berlin Krizi'nde taktik nükleer silahların kullanılması için ısrar etmişti.
" Nixon ve Ford hükümetlerinde Başkan Ulusal Güvenlik Yardımcılığı (1969-75) yaptı.
" Dışişleri Bakanı oldu (1973-77)

Kariyeri boyunca William Yandell Elliott'un bir çömezi olarak ve ona sadakatle Kissinger bir İngiliz ajanı olarak çalıştı ve bunu itiraf da etti. İngiliz Dışişleri Bakanlığı'nın (British Foreign Office) kuruluşunun 200. yıldönümü sebebiyle, Kraliyet Uluslar arası İlişkiler Enstitüsü (Royal Institute of International Affairs) - Chatham House'da 10 Mayıs 1982'de yaptığı bir konuşmada bunu itiraf etti. Başkan Franklin Delano Roosevelt'in Sir Winston Churchill'in 2. Dünya Savaşı'nın bitiminde tekrar sömürgeleşme amaçlarına karşı çıkan tutumuna uzun ve temel bir eleştiri yapan Kissinger kabul etti ki, "Beyaz Saray'daki günlerimde İngiliz Foreign Office'i Amerikan State Department'tan daha çık haberdar ettim - ama bu pratiğin, İngiliz olan tüm şeylere zaafıma rağmen- kalıcı olmasını tavsiye etmem." Kissinger sözlerine devamla, İngiliz Foreign Office dokümanlarına dayanan bir politika formüle ettiğini "oysa hala işlemdeki yazı (working paper) ile kabinece onaylı doküman (cabinet approved document) arasındaki farkı tam bilmediğini" de söyledi.

Nixon hükümetindeki görevinin başından itibaren Kissinger İngiliz Foreign Office ve Downing Street No: 10 (İngiliz Başbakanlık Konutu) ile düzensiz temaslarla olsa da Dışişleri Bakanları William P. Rogers ve Malvin Laird'in işlerini baltalamaya koyuldu. Bunların ikisi ve Nixon da döneminin ilk zamanları Vietnam'dan çekilmek istiyorlardı. Dahası Bakan Rogers, Başkan Nixon'un desteğiyle, Ortadoğu sorununa bir çözüm aramış; ,Ortadoğu'nun Batı Avrupa'nın ortaklığıyla kalkındırılması ve sürece Rus yardımının da dahil edilmesini önermişti. Nixon'un yemin töreninden 2 hafta geçmeden "Rogers Planı" Ulusal Güvenlik Kurulu'na bakan yardımcısı Joseph Sisco tarafından sunuldu; Sisco ABD'nin İsrail ile Arap ülkeleri arasında sadece "dürüst" bir tutum takınmasının değil, İsrail'e baskı yaparak 1967'de işgal ettiği topraklardan çıkmasını da sağlaması gerektiğini vurguladı.

İngilizler hemen Kissinger'ı bu planı yoketmek üzere devreye soktular. O bunu başardı, ve dünyayı termonükleer bir savaş ve iktisadi çöküşün eşiğine getirdi. Başkan Nixon'ı ikna ederek, hem Vietnam hem de Ortadoğu'da SSCB'nin Amerikan "iradesini" test ettiğini ve asla bir barış ortağı olamayacağını söyledi. "Rogers Planı"nın çöküşünün sonucu 1973 Ortadoğu Savaşı ve petrol ambargosu ( 1) oldu. Sonraları Kissinger Suriye ve İsrail'e Lübnan'ı bölmeyi teklif etti; bu süreçte amaç FKÖ'nün parçalanmasıydı. Böylece Kissinger Lübnan İçsavaşı'nı sahneye koydu, ve bu İran'ın ve Ortadoğu'nun da uzun süre destabilize edilmesi için bir model oluşturdu.

1975 baharı, Lyndon LaRouche'un yeni bir altın rezervine dayalı uluslar arası para sistemini önerdiği esnada, Kissinger Paris'e gelerek LaRouche'un Arap ve İsrailli yetkililerle bu konuda yaptığı görüşmelere müdahale etti ve bir Arap ülkesini, LaRouche heyetini bir diplomatik misyon statüsüyle ağırlamaya devam etmesi halinde, Amerikan gıda ambargosu ile tehdit etti.

Vietnam savaşına gelince, o sürdü ve Amerikan asker cesetleri sayısı tırmanmaya devam etti; sonunda Kissinger 1973'te (hiç uygulanmayan) bir ateşkesi görüşmeye razı oldu ve ABD 1975'te Vietnam'dan çekildi. Bu süreçte Kissinger gizlice savaşı Kamboçya ve Laos'a da yaydı. Kissinger'ın gizli ve yasadışı Kamboçya bombardımanı 1970'te başladı, yüzbinlerce Kamboç köylüsü öldürüldü; kalanları soykırımcı Kızıl Kmerler'in kucağına sürüldü; onlar da kalan nüfusun birkaç milyonunu 1975-79 terör rejimleri sırasında yokettiler. Herhangi adil bir savcılık soruşturması kriterleri içinde Kissinger Kamboç soykırımından suçlanabilir.

Ama Kissinger'ın Kamboç soykırımı "buzdağının görünen kısmıdır". Sir Henry'nin global soykırım planlarına bakılmalıdır ki, bunlar Hitler'inkileri aşar. 110 Aralık 1974'te Kissinger ve Ulusal Güvenlik Konseyi kadrosu bir taslak hazırladılar: "Ulasal Güvenlik Etüdleri Muhtırası 200: Dünya Nüfus Artışının ABD'nin Denizaşırı Çıkarları Açısından Etkileri" (National Security Study Memorandum 200: Implications of Worldwide Population Growth for US. Security Overseas Interests) (NSSM 200). BURADA SOYKIRIMIN ABD HÜKÜMETİNİN RESMİ MİLLİ GÜVENLİK POLİTİKASI OLMASI ÖNERİLİYORDU.

Sonraları, çok gizli mührü kaldırılan NSSM 200, Dünya nüfusunun ençok 8 milyarda tutulmasını ve 2075'te beklenen 22 milyardan kaçınılmasını öneriyordu. Bu kadar nüfus artışının "savaşlar ve devrimlere" yolaçacağını söyleyen NSSM 200 "gıda kontrolünün" hızlı nüfus artışını durdurmak için kullanımını öneriyor ve modern ve yoğun tarım tekniklerinin başka bölgelerde yoğun nüfusu beslemesine rağmen "çok fazla sermaye yatırımı" gerektirdiğini iddia ediyordu. NSSM 200'ün diğer bir iddiası, azgelişmiş ülkelerdeki nüfus artışının, sanayileşmiş dünyanın ihtiyaç duyduğu enerji ve hammadde kaynaklarını tüketeceği idi.

NSSM 200, 13 ülkeyi özel hedef seçti; bunların Çin dışındaki nüfus artışının %47'sinden sorumlu olduğu varsayıldı: Hindistan, Bangladeş, Pakistan, Nijerya, Meksika, Endonezya, Brezilya, Filipinler, Tayland, Mısır, TÜRKİYE, Etopya ve Kolombiya.

Kissinger, "yoluna çıkan" sayısız yabancı lideri öldürtmekle de suçlanmıştır. 14 Ağustos 1982'de İtalyan görevlileri İtalya başsavcısına bir dosya sundular: Bu dosyada İtalyan Başbakanı Aldo Moro'nun 1978'de kaçırılması ve öldürülmesiyle ilgili deliller vardı. Dosyada Moro'nun eşinin, kızı Agnese'nin ve oğlu Giovanni'nin ifadeleri vardı. Bunlara göre Kissinger 1975'te Moro'yu Hıristiyan Demokratların lideri olarak İtalyan Komünist Partisi'yle istikrarlı bir milli birlik hükümeti kurmak ve terörü önlemek yönlü çabalarından dolayı tehdit ediyordu.

Moro'nun kaçırılmasına dek geçen o dönemde (görünüşte Kızıl Tugaylar tarafından) ve sonra öldürülüşünde (cesedi 9 Mayıs 1978'de bulundu) NATO, İngilizlerin ve Sir Henry'nin tüm desteğiyle İtalya ve Moro'ya karşı bir "Gerilim Stratejisi" yürüttü, burada hem "kızıl" (sol), hem "kara" (sağ) terör ve darbe girişimleri kullanıldı. Bu terörün çoğu, ve özellikle faşistlere düşen kısmı, "Propaganda-Due" (P2) Mason Locası tarafından desteklendi, ki Kissinger ve yardımcısı General Alexander Haig (2 ) bu locaya gizili fonlardan para akıtmıştı.

Bundan sonra Pakistan Başbakanı Zülfikar Ali Butto'nun olayı gelir. 5 Temmuz 1977'de bir askeri darbe ile devrildi,ve hapsedildi ve 4 Nisan 1979'da asıldı. Ölümünden kısa süre önce Butto, devrilişini meşru gören bir hükümet bildirgesine karşı yazdığı cevapta (Ocak 1979'da "Pakistan Yazıları" - The Pakistan Papers - adı altında EIR dergisinde yayınlandı) Butto, devrilişinin asıl sebebinin Kissinger'la düştüğü anlaşmazlık olduğunu ve Kissinger'ın onun "idam fermanını" imzaladığını yazar. Kissinger'ın onu tehdidinin, Butto'ya göre sebebi ise, Kissinger'ın "Pakistan'a enerji bağımsızlığı kazandıracak uranyum işleme tesislerinin" geliştirilmesini durdurma ısrarını dinlememesidir.

EIR'in 1978'deki "Britanya'nın Kissinger'ını İhanetten dolayı Kovun" broşüründe anlatıldığı gibi Kissinger ve Haig, Beyaz Saray içinden Nixon'a karşı Watergate skandalını düzenlemişlerdir. Kissinger kendi, Oxford Üniversitesi'nden mezun ulusal güvenlik memuru David Young'ı, Watergate "tesisatçı ekibinin" (3 ) başı olarak göndermiştir. Washington Post gazetesinin "derin ses" kanalından bilgiler gelirken (bunlar sonunda Nixon'un istifasına yolaçtı) Kissinger gazetenin yayıncısı Katharine Graham'la kişisel dostluk ilişkisini sürdürmüştür. Aslında Kissinger ve Haig Beyaz Saray'daki tüm kilit karar mekanizmasını ellerine geçirmişlerdi, böylece ABD Başkanlık kurumunu yıkmaya giriştiler.

" 1977'de hükümetten ayrıldıktan sonra Kissinger Trilateral Komisyon'un Kuzey Amerika direktörlüğüne geldi; Zbigniew Brzezinski bu kurumun kurucu genel başkanıydı, ve Brzezinski, Kissinger'ın eski görevi olan, ulusal güvenlik danışmanlığına geldi; yeni gelen Başkan Carter'a danışmanlık yapacaktı.
" Kissinger, kendi şirketi Kissinger Associates, Inc.'in kurucusu ve başkanı olarak İngiltere'den Lord Peter Rupert Carrington'u kurucular kuruluna aldı. Bu "danışmanlık firması" İngiliz gizli servisinin gayrıresmi kolu olarak faaliyet gösterdi. Kurucu başkan yardımcısı Brent Scowcroft ve kurucu Genel Müdür Lawrence Eagleburger idi. Kissinger, daha sonra aynı şekilde Kent Associates'i kurdu.

Kissinger, Orta Amerika Partilerarası Ulusal Komisyonu'nun da (National Bipartisan Commission on Central america) başkanıydı (1983-84); burası Başkan Ronald Reagan'ca kuruldu; ve Reagan, kendi yönetiminin Kissinger'la hiçbir ilgisi olmayacağı seçim sözünden döndü. Komisyon raporu gelir gelmez, Başkan Reagan Kissinger'ı Başkanlık Dış Haberalma Danışman Kurulu'na atadı (1984-89). Kissinger bu makamı kullanarak sadece en gizli ABD istihbarat belgelerine vakıf olmakla kalmadı; birçok kirli operasyonu da başlattı.

" Kissinger şimdilerde Stratejik Ve Uluslararası Etüdler Merkezi, Georgetown Üniversitesi'nin mütevelli heyetindedir.
" Şimdiki görevleri arasında olanlar: Uluslar arası Danışmanlar Kurulu üyeliği, Chase Manhattan Bank; Uluslar arası Danışmanlar Kurulu üyeliği, Hollinger International, Inc.; Direktörler Heyeti üyeliği, ContiGroup Companies, Inc.; Direktörler Heyeti üyeliği, Freeport McMoran Copper & Gold, Inc.; Direktörler Heyeti üyeliği, First-Mark Holding; Direktörler Heyeti üyeliği, The TCW Group, Inc.; Danışman Direktörler Heyeti üyeliği, American Express Co.; Danışman Direktörler Heyeti üyeliği, Forstman Little & Co.

Eserleri:
-" Nuclear Weapons and Foreign Policy (Nükleer Silahlar ve Dışpolitika - 1957). CFR projesinin bu kitabı Kissinger'ca yazılıp Gordon Grey'in adıyla basılmıştır. Feodal, sınırlı, "böl-parçala" (set-piece) taktik nükleer savaşı över; aynısı Bernard Earl Russell'ın desteklediği Pugwash Konferansı'nda da savunulmuş; bu konferansın ilk oturumlarının çoğuna Kissinger katılmıştır. Kitap şöyle der: "Askeri operasyonların aşama aşama olabildiği ölçüde, bir seri olay, bir sonraki aşamaya geçmeden önce sonuçlandırılır; böylece bu şartları değerlendirmek ve anlaşma teklif etmek imkanını verir. Nükleer çağın çelişkilerinin sonuncusu, gizlilik örtüsünün yokluğunun askeri hedeflere varmayı kolaylaştırması değildir; bu çok gelişmiş teknoloji çağında, "savaşlar feodal dönemin tarzı gösterilere dönüşecek ve yine güçten çok irade sınanır olacaktır." Bu, tam da Lord Russell'ın Pugwash dostu Dr. Leo "Strangelove" Szilard'ın ( 4) kendi Ortadoğu'da "dar alanda sınırlı nükleer savaş" senaryosunda savunduğu şeydir.

-" A World Restored Castlereagh, Metternich and the Restoration of Peace 1812-22 (Yeniden Kurulan Dünya: Castlereagh, Metternich ve Barışın Yeniden Kuruluşu 1812-22) (1957). Bu kitapta İngiliz ve Habsburg oligarşik modelinin Viyana Kongresi'ndeki başarıları savunulur. Kissinger Avrupa tarzı güçler dengesi mekanizmalarının, bağımsız milli devletler ilişkileri düzenine üstünlüğünü savunur, ve İngilizlerin yanında Amerikan cumhuriyetçiliğine karşı yeralır.
-" The Necessity for Choice: Prospects of American Foreign Policy (Seçim Zorunluluğu: Amerikan Dışpolitikasında Seçenekler - 1961)
-" The Troubled Partnership: A Reapprisal of the Atlantic Alliance (Sorunlu Ortaklık: Atlantik İttifakı'nın Bir Değerlendirmesi - 1965)
-" White House Years (Beyaz Saray Yılları - 1979)
-" For the Record (Bunu Kaydedebilirsiniz - 1981)
-" Years of Upheaval (Kaos Yılları - 1982)
-" Observations: Selected Speeches and Essays (Gözlemler: Seçme Konuşma ve Yazılar - 1984)
-" Diplomacy (Diplomasi - 1994)
-" Years of Renewal (Yenilenme Yılları - 1999)
-" Does America Need A Foreign Policy? (Amerika'nın Dışpolitikaya İhtiyacı Var Mı? - 2001). Bu kitapta Kissinger dünyanın "Westphalia Anlaşması sonrası" döneme girdiğini iddia eder. Bağımsız milli devletler dönemi kapanmıştır ve dünya hükümeti yeni dünya düzenidir..

Şimdiki Bağlantıları: Trilateral Komisyon Yönetim Kurulu, Uluslar arası Kurtarma Komitesi (International Rescue Committee) Direktörler Kurulu, CFR

 

Dipnotlar:

1) Arap ülkeleri tarihlerinde ilk ve son kez birlikte ve OPEC bünyesini kullanarak savaşta İsrail'i destekleyen Batılı güçlere karşı petrol ambargosu başlattılar; Batı ekonomileri durma noktasına geldi.

2) Eski NATO Müttefik Kuvvetler Komutanı; 1980'de Gen. Kenan Evren, onun "askerce sözünü" kabul ederek Yunanistan'ın NATO'ya dönüşüne Türk vetosunu kaldırdı; buna karşılık AB'ye Türkiye'nin girişine Yunan vetosu da kalkacaktı; ama böyle olmadı. (ç.n.)


3) Tesisatçı kılığında rakip partinin merkezine dinleme cihazı yerleştirenler (ç.n.)

4) Peter Sellers'ın unutulmaz politik taşlaması "Dr. Strangelove" filmine gönderme

kaynak:

- Zbigniew Brzezinski and September 11th, EIR Special Report, February 2002

 

Çeviren: Altay Ünaltay

Yarın dergisi

 

9/11/2009

DÜNYA POLİTİKASINA YÖN VERENLER SAMUELP. HUNTİNGTON

Dünya Politikasına Yön Verenler-III: Samuel P. Huntington

 

11 Eylül 2001 darbesi nin temelindeki fikirlerin babası; "uygarlıklar çatışması" fikrini gündeme getirerek okullar ve medyada başrole oturttu.



Samuel P. Huntington

 

 

Doğumu: 1927, New York

Eğitimi: Yale'den BA. derecesi, Chicago Üni.'den MA. derecesi, Harvard'dan Ph.D.

Görevleri: Siyaset Yardımcı Profesörü, Harvard (1953-58), Siyaset Konuk Profesörü, Columbia Üni. (1959-62), Siyaset profesörü Harvard (1962 -şimdi)

Profil: 11 Eylül 2001 darbesinin temelindeki fikirlerin babası; "uygarlıklar çatışması" fikrini gündeme getirerek okullar ve medyada başrole oturttu.

Son 44 yıldır zaman zaman Huntington denen bu fanatik Harvard ideologu, gün gelip 11 Eylül 2001'in temelinde yatacak kavramları açıklamaya memur edilmişti.

Bunların en ünlüsü, tabii ki "uygarlıklar çatışması" doktrini olup, ilk Bernard Lewis'ce 1990'da ileri sürülmüş, ama 1993'ten beri Huntington markası taşır olmuştur. O bunu çok meşhur edilen makaleleri ve söyleşilerinde işledi. Daha 1997 başlarında Huntington 20 ülkeye giderek "uygarlıklar savaşı" tartışmalarını yaymış ve karşıtlarıyla tartışmıştı.

Henry Kissinger, Zbigniew Brzezinski ve McGeorge Bundy gibi Huntington da Harvard'lı Prof. William Yandell Elliott'un kuluçkasından çıkmıştır. Son bir söyleşisinde Huntington, Elliott'un görüşmede öncelik sırasını Kissinger'a vermesini kıskandığını anlatır. "Biz elliott'un ön ofisinde beklerken dakikalar geçiyor ve geç oluyordu; çünkü o sırada Elliott çok değer verdiği bir öğrencisine yol gösteriyordu. Sonra kapı açılacak ve bu öğrenci dışarı çıkacaktı."

Huntington'un yakın dostu olarak tanımladığı Zbigniew Brzezinski, onu Trilateral Komisyon'un ve Başkan Carter yönetiminin kimi kurumlarına soktu -hepsinin başında Brzezinski vardı- , böylece Huntington aşırı ve fraksiyoner fikirlerini buraya sokacaktı; bunlar o kadar aşırıydı ki Brzezinski, bir hükümet görevlisi olarak, bunlardan diğerleri önünde bahsedemiyordu. Huntington'un Trilateral Komisyon'ca 1975'te yayınlanan "Demokrasi Krizi" (Crisis of Democracy) kitabına katkısının özeti budur.

1957'de Huntington'un ilk kitabı, "Asker ve Devlet" (The Soldier and the State) çıktı. İki fikir öne sürüyordu ki, bunlar daha sonra 11 Eylül darbesinin temeli olacaktı: Biri pagan Roma İmparatorluğu'nun bir modern çağ karikatürü için felsefi temel sunuyordu. Öbürü, bununla ilişkili olarak, ABD ordusu içinde bir çeşit Roma Pretor muhafızları tipi bir birlik kurmayı öneriyordu; bunlar gerekirse Amerikan anayasal kurumlarına emperyalist darbeciler adına saldıracaklardı.

Asker ve Devlet

1957'de, video oyunları ve Columbine High School (Lisesi katliamı ç.n.) öncesi, Huntington kimi ABD ordu subaylarına aşırı methiyeler düzdü; bu kişiler emir verilince derhal öldürmek istiyorlar, öte yandan bunun nedenini bilmek bile istemiyorlardı. Tüm istedikleri kendilerindeki ve emirleri altındakilerdeki herhangi bir, emir verilince anında şiddet göstermeyi engelleyecek tepkiyi boğmaktı; bu "düzen" adınaydı.

Bu birlikteki hiçbir subayın adından bahsetmez, ama bunun sebebi var. 1957'de böyle bir ekibe dahil herhangi bir Amerikalı subay şüpheli olarak tasnif edilirdi.

Huntington, bu askeri geleneğin, ki bunu Fransız Yabancılar Lejyonu'yla kıyaslar, vatandaşlık görevi gereği askerliğin yerine geçmesini istiyordu; oysa bu ikincisi ile Bağımsızlık Savaşı, İç Savaş ve 2. Dünya Savaşı kazanılmıştı. 1957'de Huntington, General Douglas MacArthur görevden alındıktan sonraki versiyonu ile Kore Savaşı'nı, Amerikan askeri "profesyonelliğinin" en iyi örneği olarak selamladı, çünkü artık birlikler hiçbir savaş sonrası siyasi hedef ile kendilerini tanımlamıyorlardı -hedeflerin ne olduğunu bilmiyorlardı- sadece itaat ettiklerinden savaşıyor, ve herbiri 9 aylık rotasyonunun sona ermesini bekliyordu. Burada o, anlamsız bir "sınırlı" savaşın, Vietnam'da olduğu gibi , Amerika'nın cumhuriyetçi askeri geleneğinden kalanları da yokedeceğini gördü; yerine geçen profesyonel "zombiler" lehine.

Huntington, "Asker ve Devlet"in son sayfalarında kendi Pretorlarının zihinlerini tasvir eder; bunun için West Point (Askeri Akademisi - Amerikan Harbiyesi ç.n.) ile komşu Highland Falls kasabasını kıyaslar: "Burada (Highland Falls'ta) binalar hiçbir bütünün parçaları değillerdir: envai çeşit, oradan buradan toplanmış şekil rastgele biraraya getirilmiştir; ortak bir bütün ya da amaç duygusu yoktur. Oysa South Gate'in öbür tarafındaki askeri bölgede başka bir dünya vardır. Düzenli bir sükunet vardır. Parçalar kendibaşına değildir, ama bütüne bağlılıklarına boyun eğerler. Güzellik ve kullanışlılık gri taşlarda birleşmiştir. Küçük, derlitoplu binaları hoş bahçeler çevreler, bunların herbiri kalan kişinin adı ve rütbesi ile anılır. Binalar sabit aralıklarla uzanırlar, bu genel bir planın parçasıdır, duruş ve havaları katkılarını sembolize eder; yüksek rütbeli subaylar için taş ve tuğla, alt rütbeliler için ağaç. Garnizon kollektif iradenin bireysel irade yerine geçtiği bir ritim ve uyumu yansıtır. West Point yapılaşmış tek bir amaç topluluğudur; içindeki insanların davranışları kurala bağlıdır, birçok kuşaktan süzülüp gelmiştir. Burada havailik ve bireyciliğe yer yoktur. Topluluğun birliği kimseye olduğundan çok değer atfetmez. Düzende barış, disiplinde görevi bitirmek, toplulukta güvenlik vardır. Highland Falls'ın ruhu ise ana caddesinde görülür. West Point'un ruhu ise büyük gri Gotik kilisede görülür; tepelerden başlar, düzlüklere hakimdir. Akla Henry Adams'ın Mont St. Michael'da ordunun ve dindar ruhların birliği üzerine notları gelir. Ama kilisenin birliği daha da büyüktür. Burada toplumun 4 büyük direği birbirine kavuşur: Ordu, Devlet, Okul ve Kilise. ..

"West Point en iyi haliyle orduyu yansıtır; Highland Falls ise en bayağı haliyle Amerikan ruhunu. West Point alacalı bir denizde gri bir adadır; Babil içinde bir parça Isparta. Askeri değerlerin -sadakat, görev, çaba, kendini adama- Amerika'nın bugün en ihtiyaç duydukları olduğu yadsınabilir mi? West Point'un disiplinli düzeninin ana caddenin cafcaflı bireyciliğinden daha fazla şey vereceği yadsınabilir mi? Askerlerde, düzenin koruyucularının omuzlarında ağır sorumluluk vardır..."

Huntington "askeri etiği"nin karamsar bir görüş olduğunu, insanı Thomas Hobbes'un gördüğü gibi gördüğünü söyler. Ona göre insan kötüdür, akıl sınırlıdır, ve insan tabiatı bu anlamda evresel ve değişmezdir; heryerde insanlar böyledir. İnsan sadece tecrübe ile öğrenir, ve İngiliz Feldmareşali Montgomery'nin dediği gibi, ilerleme yoktur. Bireyin iradesi gruba tabidir. Bu korporatif ve bireycilik karşıtı bir bakıştır.

Milli devlet siyasi örgütlenmenin son biçimidir; ve milli devletler arasındaki rekabet, ve bunun sonucu sürekli savaş kaçınılmazdır. Bunun sebebi insan doğasıdır. Devletleri güç ve faydadan başka hiçbirşey yönetmez.

Zeka geçici ve tehlikeli birşeydir -gereken organize vasatlıktır. Büyük planlar ve silkeleyici amaçlar olmamalıdır.

En büyük erdem "derhal itaat"tır, coşkuyla ve düşünmeden. "Onlarınki niye diye soran bir akıl değildir", der Huntington tasdiken.

Felaketli Carter Dönemi

Asker ve Devlet, ABD'de askeri profesyonelliğin Güney'den geldiğini söyler; içindeki şiddet, cesaret, askeri ideal ve Sir Walter Scott'vari bir eskiye özlem feodal romantizmi ile birlikte. Antre parantez de "mülkünden" olan tek Amerikalı topluluğun da Güneyli köleciler olduğunu ekler.

Kitap 1957'de çıktığından beri 18 baskı yaptı ve West Point'ta yardımcı ders kitabıdır; muhtemelen Batı yarımkürenin başka askeri okullarında ve bazı kolejlerin kurslarında da böyledir.

İlk yayınlandığında, The Nation dergisinin tanıtım köşesi onun "vahşi safsatalarıyla" alay etti ve, Mussolini'nin aynı şeyi "inan, itaat et, savaş" sloganıyla daha iyi ifade ettiğini söyledi. Huntington ve yakın dostu Brzezinski'ye, kitabın bayağı entelektüel düzeyi, ve muhtemelen faşist eğilimleri nedeniyle bir müddet Harvard'da görev verilmedi. Her ikisi de daha sonra 1962'de Harvard'a profesörlük verilmek üzere davet edildiler ve Huntington bu teklifi kabul etti.

1974'te Brzezinski'nin Trilateral Komisyonu sonra Carter yönetimi olacak ekibi topluyordu (Trilateralcılar Carter'ı aday seçmiş, ve Trilateral Komisyon başkanı Brzezinski'ye onu başkanlığa hazırlama işini vermişlerdir. Brzezinski, Federal Reserve (ABD Merkez Bankası) başkanı Paul Volcker'la bu rezil yönetimi yürütmüştür). Brzezinski Huntington'u Trilateral Komisyon'a sokmuş ve sonunda 1975'te Trilateral Komisyon raporu "Demokrasi'nin Krizi" (The Crisis of Democracy) ortaya çıkmıştır.

Brzezinski ve patronları biliyorlardı ki, gelecek yönetimde teşvik edecekleri ekonomik politikalar, özellikle düşük gelirli hanelerin ve azınlıkların ekonomik imkanlarını kısıtlayacaktı. Bu ekonomik politikaları değiştirmek yerine siyasal sistemi değiştirmeyi önerdiler.

Brzezinski'nin yönetiminde Huntington ABD'nin "aşırı demokrasi" ile malül olduğunu yazdı. Devamla, "bir demokratik siyasal sistemin etkin çalışabilmesi bazı grupların isteksizlik ve katılmamasını gerektirir" diyordu... Marjinal sosyal gruplar, örneğin zenciler, siyasal sisteme artık tamamen katılıyorlardı. Siyasal sistemin işlevlerini aşan taleplerle bu aşırı yüklenme ve otoritesinin zedelenme tehlikesi vardı... Anlamalıydık ki, ekonomik büyümenin de bir haddi vardı. Bunun gibi demokrasinin nihayetsiz genişlemesine de sınırlar olmalıydı.

Raporun sonunda ABD için, (Huntington'un ABD raportörü sıfatıyla bu bölümleri yazdığı kabul edilir) yüksek öğrenimin genişlemesine kısıtlar getirilmesi, ya da üniversite eğitimlilerin meslek beklentilerinin düşürülmesi öneriliyordu. ayrıca basın özgürlüğü de sınırlanmalı idi. Brzezinski Huntington'u bu raporun yayınlanması üzerine patlayan vaveylada görüşlerini savunmak üzere serbest bıraktı.

Bu çizgiler doğrultusunda Federal Kriz Yönetim Ajansı (Federal Emergency Management Agency - FEMA) Carter yönetimince kuruldu; kimi çevrelerce bunun anayasa dışı bir dikta organı olduğu söylendi. Huntington bunun danışman heyetinin üyesiydi. (1980-891).

Huntington'un son yıllardaki çalışmaları Olin, Bradley ve Smith Richardson Vakıflarınca finanse edildi. Bunlar birlikte onun çalışmaları için 1988-2000 döneminde 5 milyon Dolar verdiler O ve Brzezinski Smith Richardson mütevelli heyeti üyesidirler. 1989'da Olin Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (Olin Institute for Strategic Studies) Harvard'da kuruldu ve Huntington'un kişisel emrine verildi, finansçısı bu üç vakıftı. Huntington, "uygarlıklar çatışması" polemiğinin aslen 1990'lar başı bir Olin Enstitüsü projesinden çıktığını yazar; proje adı "Değişen Güvenlik Çevresi ve Amerikan Milli Çıkarları"dir (The Changing Security Environment and American National Interests).

"Uygarlıklar Çatışması" 1993'te Foreign Affairs'te makale olarak yayınlandı ve 1996'da kitaplaştı. Huntington, soğuk savaşın yerine kaçınılmaz, uzun ve dünya çapında bir din savaşının geçtiğini ilan etti, buna uygarlıklar çatışması dedi; Batı'ya karşı İslam ya da "Batı ve geri kalanı", ("the West vs. the rest") ki bunu tekrarlamaktan zevk duyar.

"İnsanlığın soğuk savaş saflaşması bitmiştir. İnsanlığın daha temel ayrımlar, etnik, dini ve uygarlık kökenleri bağlamında kalmıştır ve yeni çatışmalar doğuracaktır." Daha sonraları aynı noktayı daha açık vurguladı: "Uygarlıklar nihai insan kabileleridir ve uygarlıklar çatışması global düzeyde bir kabile savaşıdır... Değişik uygarlıklardan gruplar arası ilişkiler ... hiçbirzaman samimi olmaz, genelde serin ve sıksık da düşmancadır."

Bunun "Asker ve Devlet"teki aynı bakış açısı olduğu, kitabın daha 2. sayfasında anlaşılır. Burada Huntington'un görüşü için sunduğu bir kanıt, Michael Dibdin'in romanı "Ölü Lagün"den (Dead Lagoon) bir "Venedikli milliyetçi demagog"un sözleridir. Bu lagün yaratığı der ki: "Gerçek düşmanlar olmadan gerçek dostlar olmaz. Kendisi olmadığımız şeyden nefret etmedikçe, kendi olduğumuz şeyi sevemeyiz. Bunlar eski gerçeklerdir ve biz bunları , yüzyıldan çok sürmüş duygusal bir danstan sonra yeniden keşfediyoruz. Bunu reddedenler kendi soyunu, kendi geleneğini, kendi kültürünü, kendi doğum hakkını, kendi kendini reddeder. Bunlar öyle kolay unutulmaz."

Son yıllarda Huntington'un fikirleri, giderek daha da şüpheci, şok edici ve sapkın hale geldi; hatta Hitler'vari oldu. Okuyucularının zihnini bir din savaşı için çalıyor. Bunların okunmasını akademik zorunluluk yapmak resmen ruha tecavüzdür. 1999'da Colorado Koleji'ndeki bir konuşmasını şöyle bitirir: "Amerikalıların meselesi, kültürümüzü yenileyip güçlendirmeyi başarıp başaramayacağımızdır; bu kültür bizi tarihte bir millet kıldı. Ve mesele, Avrupalı, Hıristiyan, Protestan İngiliz kültürünü yıkmak isteyenlerin, bu ülkeyi parçalayıp parçalayamayacağıdır. Bu kültür bizim milli zenginlik ve gücümüzün kaynağı oldu ve özgürlük, eşitlik ve demokrasinin büyük prensipleri bu ülkeyi tüm dünyadaki insanların umudu yaptı. İşte bu meydan okuma 21. y.y.ın ilk yıllarında karşımıza çıkacak. "

Birilerinin tüm dünyada din savaşı, yani en berbat türden savaş kampanyası yapabileceğine inanmak zor. Ama 11 Eylül'ün bizzat inanılması zor koşullarında görülüyor ki, fikrini açık açık söylemektedir. O bir fraksiyon için konuşuyor ki, onlar için dünyanın ateşler içinde batması, Avrasya uluslarının ekonomik reform ve işbirliği ile şimdiki yapısal çöküş krizini aşmalarından iyidir. Onlar evrensel mahvoluş, kendi kimi adet ve geleneklerine ve siyasal güçlerine elveda demeğe yeğlerler. Ya "onların hayat tarzı" ya hiç. Huntington, nefret ettiği milletlerarası işbirliğinin getireceklerini çok iyi bilir. Örneğin Foreign Affairs'in Nisan 1999 sayısında açıkça yalan söyleyerek Rus Başbakanı Yevgeni Primakov'un Rus -Hint -Çin "stratejik üçgeni" önerisini, Amerika'ya karşı hamle olarak mahkum etmiştir.

Diğer görevleri: Huntington, Ulusal Güvenlik Planlama, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi (National Security Planning, US National Security Council) koordinatörüydü (1977-78). Smith Richardson vakfı mütevelli heyeti, Foreign Policy Research Institute (FPRI -Dışpolitik Araştırma Enstitüsü) direktörler kurulu, Yeni Atlantik İnisiyatifi (New Atlantic Initiative) uluslar arası danışmanlar kurulu (International Advisory Board), Freedom House mütevelli heyeti, The National Interest dergisi editörler kuruul, Journal of Democracy dergisi editörler kurulu, ve American Enterprise Institute (AEI -Amerikan Girişim Enstitüsü) Akademik Danışmanlar Konseyi (Council of Academic Advisors) üyesidir.

Kaynak: Zbigniew Brzezinski and September 11th, February 2002, EIR Special Report

Tercüme: Altay ÜNALTAY

Yarın Dergisi

 

9/11/2009

BİLDERBERG

Bilderberg

Gizli Dünya Devleti'nin ismi en çok duyulan organlarından biri Bilderberg'dir. Aslında Bildirberg, Illuminati şebekesinin emellerini gerçekleştirmek amacıyla geliştirdiği Yuvarlak Masa teorisine göre ortaya çıkarılmış bir oluşumdur. Fakat Illuminati şebekesinin ortaya çıkmasıysa Bilderberg'in kurulması arasında 177, Yuvarlak Masa teorisinin ortaya atılmasıyla arasında ise 77 yıl vardır. Yuvarlak Masa'nın en eski organlarından olan CFR'den ise 33 yıl sonra ortaya çıkmıştır.

Yukarıda üzerinde durduğumuz CFR'nin ağırlık merkezini Amerika oluşturuyordu. Bu yüzden Bilderberg, CFR ve öteki örgütlerin Avrupa ayağını ve etkinliğini teşkil etmek için Hollanda'da Oosterbeek şehrinde Bilderberg Oteli'nde 1954'te kurulmuştur. Kuruluşun gerçekleştirildiği otelin sahibi de Hollanda kralıydı. Örgüt de ilk toplantının gerçekleştirildiği otelin adını alarak Bilderberg Group (Bilderberg Grubu) diye adlandırılmıştır.

Bilderberg Grubu'nun kurucuları arasında Hollanda prensi Bernhard ve Polonyalı sosyolog Dr. Joseph Hieronim Retinger de vardır. Retinger, Bilderberg'in fikir babası olarak bilinir. Aynı zamanda CFR üyesidir. Bilderberg'in kuruluşunda, ABD istihbarat örgütlerinin, özellikle CIA'nin rolü olduğu çok iyi bilinmektedir. Prens Bernhard ise eski bir Nazi SS üyesidir. (Nazi SS'den ileride söz edeceğiz). 1937'de Hollanda prensesi ile evlenmiştir, ama Nazilerle olan yakın bağları çok iyi bilinmektedir.

Bilderberg'in kurucucuları arasında yer alan Prens Bernhard'ın Nazi SS üyesi olması konusu üzerinde biraz durmak gerekmektedir. Fakat Hitler'in yükselişinde gizli ellerin rolü hakkında özel bir bölüm geleceğinden bu konunun ayrıntısına orada girmeyi tercih ediyoruz.

Bilderberg'in kuruluşunda zikrettiğimiz iki isim geçmekle birlikte asıl önemli rol oynayanlar ve finansörlük yapanlar Gizli Dünya Devleti organlarında ismi sıkça geçen Rothschild ailesidir. Bu çalışmada Amerikalı Rockefeller ailesi tarafından da desteklenmişlerdir.

Bilderberg, dünyanın yönetimi ve küreselleşme konusunda her yıl farklı ülkelerde toplantılar yapar. Toplantılar son derece gizli şartlarda ve özel ortamlarda yapılır. Toplantıları genellikle her yılın Mayıs ayının son haftasına denk gelmektedir. Katılanlar yaklaşık üç günlük toplantı süresince dış dünya ile bağlantılarını koparmak zorunda kalıyorlar.

Katılanlar toplantılarda neler konuşulduğu değil nelerin gündeme geldiği hakkında bile herhangi bir bilgi vermekten kaçınırlar. Örgütün üyesi olanların dışında hiçbir gazeteci veya yazar toplantıya alınmaz. Üye olanlar da dışarıya bir şey sızdırmazlar. Dolayısıyla medyanın toplantıların içeriği hakkında herhangi bir bilgi edinmesi mümkün değildir.

Toplantılarda gizlilik prensibinin eksiksiz uygulanabilmesi için dikkat edilen bazı hususları burada zikredelim: Grup her yıl yaptığı düzenli toplantılarda, toplantı yapılan otelin bütününü tutar ve bina güvenlik güçleri tarafından yakın korumaya alınır. Üç gün süren bu toplantılara üyelerin eşleri bile çağrılmaz. Toplantılarda not tutulması yasaktır. Katılanlardan konuşulanları dışarıya sızdırmayacakları üzere yemin alırlar. Şimdiye kadar düzenlenen toplantılara birçok yazar da katılmış ama bu kişiler katıldıkları toplantıların içeriği hakkında tek satır bile yazmamışlardır. Bu da gizlilik prensibine ne kadar sıkı bir şekilde bağlı kalındığı hakkında yeterince fikir vermektedir. Bu toplantıların ne derece büyük bir gizlilik içinde yürütüldüğünü grubun etkinliklerini araştıran Robert Eringer, "Bilderberg Group, The Global Manipulators" adlı kitabında dile getirir. Eringer, kitabın çalışma safhasında toplantılara muhtelif tarihlerde katılan dışişleri bakanlarına ve CIA'ye yazdığı mektuplara şaşırtıcı cevaplar alıyor. Gelen cevaplarda sorulara muhatap olan kişiler böyle bir grubun varlığını bilmediklerini belirtirler.

Örgütün "Spotlight" isimli bir dergisi yayınlanmaktadır.

ABD'li gizli örgüt ve CFR üyelerinin birçokları aynı zamanda Bilderberg üyesidir.

Aslında Bilderberg, CFR'nin çok daha gizli bir biçimde uluslararası boyuta yayılmış halidir. Amacı Yeni Dünya Düzeni'ni ve ABD-İngiltere hâkimiyetini ve emperyalizmini tüm dünyaya yaymaktır. Her yıl yapılan çok gizli ortamdaki toplantılarını hem CIA, hem de toplantının yapıldığı ülkenin istihbarat örgütü kontrol eder.

Bilderberg kararlarının devlet yöneticilerinin değiştirilmesinde de önemli rolü olduğuna inanılmaktadır. İngiltere'nin eski başbakanı Margaret Thatcher'ın yükselişi ve düşüşü buna örnek gösterilir. Thatcher'in 1975'te Bilderberg toplantılarına katılmasının ardından yıldızının biri birden parlaması, bu gelişmenin hemen ertesinde yapılan İngiltere genel seçimlerinde masonların desteğiyle başbakanlığa seçilmesi ve bu görevini 3 dönem üst üste sürdürmüş olması, birçoklarının ortak görüşüne göre Bilderberg kararlarıyla onun desteklenmesi sayesinde olmuştur. Daha sonra gözden düşmesinin ve yıldızının biri birden sönmesinin sebebinin de Bilderberg grubunun, İngiltere'deki kraliyet rejimine direnmesi taleplerine itiraz etmesi olduğu Jim Tucker adlı bir İngiliz gazeteci tarafından dile getiriliyor. Thatcher'in düşüşünden sonra Tony Blair'in yükselişe geçmesinde de Bilderberg'in önemli rol oynadığı tahmin ediliyor. Çünkü Blair de, Bilderberg toplantısına katılmasından sonra İngiltere başbakanlığına seçilmeyi başardı. ABD'nin son dönem başkanlarından Jimmy Carter, baba George Bush ve Bill Clinton'un iş başına gelmesinde Bilderberg kararlarının etkili olduğu konuyla ilgili araştırmalarda vurgulanmaktadır.

Bilderberg grubu üzerinde siyonistlerin sultası çoğunlukla açığa çıkarılmaz. Oysa işin gerçeğinde grubun karar mekanizmasında yer alanlar yahudilerdir. Hatta grubun asıl yönetim merkezinin Kudüs'te olduğunu iddia edenler vardır. Kudüs'te 70 hahamdan oluşan Sanhedrin grubunun baş hahamlarının örgüt hiyerarşisinin en üst noktasında bulunduğu bazı kaynaklarda vurgulanmaktadır. Bu konudaki bilgiler gizli tutulsa da Bilderberg'in Amerika'daki yahudi lobisinin en önemli örgütlerinden B'nai B'rith ile işbirliği içinde olduğu artık gizlenemeyecek kadar açıktır.

Bilderberg toplantılarının ana amacı dünya siyaseti üzerinde önceden programlamalar yapmak ve projeler geliştirmektir. Konuşulacak ve tartışılacak konular önceden tespit edilir. Ama bu tespiti örgüt hiyerarşisinin üst kademesinde yer alanlar yapar. Katılanlar ise sadece görüş beyan ederler. Fakat katılımcılar sayıca çok olduğundan görüş beyan etme süresi oldukça kısadır. Konuştuğu konuda uzman olanlara 5, uzman olmayanlara 3 dakika konuşma süresi tanınır. Süre kontrolü ışık sistemiyle yapıldığından kimse süresini aşma imkanı bulamaz. Buradan anladığımıza göre bu görüş beyan etme işi bir bakıma yeşillik olsun diye yapılmakta, karar mekanizmasında yine üst kademeyi oluşturanların sözleri birinci derecede etkili olmaktadır. Katılanlar ise siyaset sahnesinde ilerleyebilmek için kararları uygulama zorunluluğu duyduklarından kendilerinden isteneni yapma dışında bir seçenek bulamamaktadırlar. Alınan kararlar herhangi bir şekilde yazılı veya görsel kayda geçirilmez. Herkes kararları aklında tutmak ve yeri geldiğinde hatırlamak zorundadır.

Bilderberg toplantılarına katılan üst düzey devlet adamları alınan kararları, kendi ülkeleri aleyhine olsa da uygularlar.

Bilderberg Grubu zaman içinde üye sayısını bayağı artırmış ve etki alanını genişletmiştir. Zikrettiğimiz diğer gizli örgütlerle de işbirliği içinde olduğundan, güçlerini belli bir noktada birleştirmektedirler.

Bilderberg'in bugüne kadar düzenlenen toplantılarının iki tanesi Türkiye'de oldu. Bunların birincisi 1959'da İstanbul Çınar Otel'de ikincisi ise 1975'de Çeşme Altın Yunus tatil köyünde gerçekleştirildi.

Türkiye'de son 50 yıldır başa geçen ünlü politikacıların birçoğunun Bilderberg üyeleri arasında adları geçmektedir. Bazılarının bu toplantılara katıldığına dair medyaya yansımış bilgiler bulunmaktadır. Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel'in 1975'te Türkiye'de, Çeşme'de düzenlenen toplantıya katıldıkları bilinmektedir. Mesut Yılmaz 1990'da New York'ta düzenlenen toplantıya katılmıştır.

Yine Bilderberg çalışmalarıyla ilgili araştırmalarda geçtiğine göre 1995 toplantısına Meclis eski başkanı Hikmet Çetin, tanınmış akademisyen Prof. Dr. Şerif Mardin ve Cem Boyner, 1996 toplantısına eski bakanlardan Emre Gönensay ve Merkez Bankası başkanı Gazi Erçel, 1997 toplantısına eski bakan Vahit Halefoğlu, Sabah gazetesinin sahibi Dinç Bilgin, Enka Holding'ten Sinan Tara, Prof. Dr. Üstün Ergüder, 1998 toplantısına İktisadi Kalkınma Vakfı başkanı Meral Gezgin Eris, Koç Holding'ten Suna Kıraç, Özelleştirme İdaresi başkanı Uğur Bayar, emekli büyükelçi Gürbüz Aktan ve Dışişleri bakanı İsmail Cem, 1999 toplantısına Hürriyet gazetesinin Ankara temsilcisi Sedat Ergin, Merkez Bankası başkanı Gazi Erçel, TÜSİAD başkanı Erkut Yüceoğlu ve Koç Holding'ten Suna Kıraç, 2000 toplantısına Sosyal İşler Komisyonu üyesi ve dönemin NTV yöneticisi Nuri Çolakoğlu ve TÜSİAD üyesi Muharrem Kayhan, 2001 toplantısına Gazi Erçel, emekli büyükelçi Özdem Sanberk, 2002 toplantısına ise Dünya Bankası'ndan büyük ümit ve hesaplarla Türkiye'ye getirtilen Kemal Derviş ile birlikte birkaç kişilik bir ekip katıldı. Bunların dışında da katılanlar oldu tabii ki. İşadamı Selahattin Beyazıt'ın daimi üye sıfatıyla her sene katıldığı medya kaynaklarında belirtilmektedir. Onun dışında da birçok daimi üye bulunmaktadır.

Aydınlık gazetesinin yayınladığı bir listeye göre Bilderberg'in Türkiye üyeleri şu kişilerdir: Selahattin Beyazıt, Şarık Tara, Bülent Eczacıbaşı, Jak Kamhi, Sakıp Sabancı, Mehmet Emin Karamehmet, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Erdal İnönü, Mesut Yılmaz, Hikmet Çetin, İsmail Cem, İlter Türkmen, Kemal Derviş.

Fakat bu arada Bilderberg toplantısının kendi iç hiyerarşisi açısından daimi üyelik, üyelik ve herhangi bir toplantıya katılma arasında fark olduğunu hatırlatalım. Bununla birlikte toplantılara katılmak da grupla bir bağ kurmayı ve siyasi sahnede grubun kararlarına ters düşecek tutumdan kaçınmayı beraberinde getirir.

ABD'nin eski Dışişleri bakanı ve Amerika'daki yahudi lobisinin başını çeken Henry Kissinger, Gizli Dünya Devleti'nin diğer örgütleri gibi Bilderberg'in de üyesidir. Kendisinin Türkiye'deki "Dönmeler" kitlesinden olduğu ve aynı zamanda uluslararası güç merkezleriyle irtibatının bulunduğu bilinen eski büyükelçi Coşkun Kırca, Kissinger'in bu örgütlerdeki rolü hakkında şunları söylüyor: "Katılanların birçoğu zaten katılmadan önce kendi memleketlerinde o tür platformlara uygun görüşler dillendirmiş insanlardır ve önemli insanlardır. Bu toplantılar onların katılmasıyla önem kazanıyor. Mesela Henry Kissinger zaman zaman katıldı bu tür toplantılara ama Henry Kissinger bu toplantıların dışında da konuştuğu zaman zaten söylediklerine önem atfedilir... Dolayısıyla Henry Kissinger'in bu toplantılara katılması toplantılara önem katar."

Bu arada Bilderberg'in Türkiye'ye yönelik çalışmalarından Henry Kissinger'in sorumlu olduğunu hatırlatalım.

 

 

8/11/2009

HERKES BURAYAAAA

ÖNEMLİ FİKİR VE ARAŞTIRMALARINIZI PAYLAŞABİLİRİZ